Ana içeriğe atla

Final İçin Biraz Yardım

Ülke olarak belirgin bir basketbol kimliği anlatabilmek güzel ama yıllardır bunun bir türlü ekol halini alamaması, en azından her maçta aynı kimliğin sahaya yansıma garantisinin olmaması can sıkıcı. Genelgeçer basketbol başarı formülümüz neyse kadın basketbolunda da farklı bir durum yok aslında. Baskıyı arttır, geçiş hücumlarında yerini doğru al. Bunu yapabiliyoruz ve Şaziye de devreye girince farkı uç noktalara çıkartabiliyoruz ancak sıkıntı şurada ki sete yerleştiğimiz dönemlerde güvenilir bir silah bulmayı harika bir oyun kurucuya sahip olmamıza rağmen beceremiyoruz.

Bunun temelinde de topsuz hareketin hayli zayıf olması yatıyor. Nevriye gibi pasör uzuna sahipken kısaların topsuz hareketleri ve bu sayede rakiplerinin kafalarını karıştırmaları çok daha önemli. Bu yapılacak ki boş şut bulma sayımız artsın. Aynı zamanda uzunların üzerindeki baskının da azalması olarak geri döner bu. Nitekim Hollingswirth veya Nevriye post-up'a yerleştikleri anda 2'li 3'lü baskıyla da mücadele etmek durumunda kalıyorlar. Yarı finalde Fransa gibi hareketli bir takımla karşılaşma olasılığını da düşününce topsuz hareket temposunun maksimum olması gerekir.

Turnuva genelinde Birsel'den aldığımız katkı gayet öngörülür olmasına rağmen Işıl'dan yine genel kulüp performansının üstünde bir katkı gelince bazı sıkıntıların üstesinden gelmek eksiklere rağmen daha kolay olabiliyor ancak yarı finalde oynanacak oyun -tekrarlamak istiyorum Fransa'nın gelme ihtimali hayli yüksek- 2 oyun kurucu katkısından daha farklı özellikleri ön plana çıkarmayı zorunlu hale getirir. Bu ortamda yapılacak topa baskının meyvelerini çok daha atletik bir takıma karşı toplamak daha zor ama şutörlerimizi bulmak daha akıllıca. Belarus karşısındaki kritik sorunlardan biri de boş şutu yüksek özgüvenle atmamamız. Şaziye saf bir statik şutör ve o şutunu bulduğunda tereddüt etmiyor ancak başta Esmeral, Tuğba'yı da yanına alarak manasızca tereddüt ettiler kullandıkları şutlarda. Bu tereddütlerin de sonu top kaybı oldu genellikle. Bunları yapmaya gerek yok artık, tereddüt etmemek, boş kalındığı anda şutların gönderilmesi gerek. Harika bir penetrecimizi yok en nihayetinde. Boşu bulduğumuzda atmamız lazım

Savunma tarafında ise gözle görülür en net sorun yardım savunmalarındaki azami başarısızlık. Bu kadar etkisiz, niteliksiz yardım savunması çok nadir görülür. Maç özelinde bu kadar kötü olma ihtimali de mevcut ancak göz ardı edilecek gibi değil. Belarus uzunu topu alıyor, Işıl yandan yardıma geliyor, bu hem bizim uzunun birebir savunma dengesini bozuyor hem de rakip sağından veya solundan döndüğü anda potayla başbaşa kalıyor. Fazlasıyla göze batıyor, acil çözüm üretilmesi lazım. Uzunlara gelen yardımların en büyük nedeni rakip uzunu döndürmemektir zaten, ama bizim yardım savunmalarımız bunu çok daha kolaylaştırıyor.

Bir diğer sıkıntı da ribaund. Ribaund yerleşimi, konsantrasyonu, adam paylaşımı... Hepsi kötüydü bu maçta. Ribaundu iyi almanın yolu konsantrasyonu tamamen topa vermek değildir. En az o kadar rakibe odaklanıp onun ribaundu almasını engellemek gerekir. Türkiye uzunları topu takip ederken rakipleri sürekli unuttular ve kaçan her şut havuza düşmüş gibi göründü. Halbuki havuza düşen bir top yok ortada, tamamıyla havuzdan ibaret bir boyalı alan var. En büyük sorun ribaund sorunu. Çünkü çok iyi kullandığımız geçiş hücumlarına başlamamız yolunda en büyük engel ribaundlarda kaybettiğimiz zamanlar oluyor, ve kısaların ribaunda yardımı hatta ribaund pozisyonlarda boyalı alanda bulunma oranları düşük seviyede olduğu için kaybettiğimiz her ribaundda boyalı alanda eksik kalan taraf biz oluyoruz. Bunun nedeninin geçiş hücumlarında rakipten önce pozisyon almak büyük olasılıkla ancak doğru tercih değil. Ribaundları daha hızlı çektiğiniz zamanda rakipten evvel pozisyonunuzu alabilir ve istediğiniz boş şutları bulabilirsiniz.

İyi yaptığımız çok şey var elbet, bu yüzden yarı finaldeyiz ama kötü yaptıklarımızı da görmek final yolunda çok daha önemli sanırım.