Ana içeriğe atla

2014/15 Sezonu Öncesi Fenerbahçe Ülker

Basketbol adına üç büyük ve üç bilinmez var ligimizde. Fenerbahçe Ülker geçtiğimiz sezonun şampiyonu oldu. Bu hedeflerin bir kısmının tutturulduğu anlamına gelir ama yetmez. Onca yıldız, onca para Euroleague'de oynanan başarısız basketbolla heba edildi. Kadronun kurumundan, idare edilişine kadar türlü yanlışlıklar vardı. Yapılan hatalardan ders çıkarmak başta koç Obradovic'in görevi. Formsuz bir 2013-14 sezonu geçiren Obradovic'in. En iyiler de hata, hatalar yapabilir. Obradovic'inki de öyleydi ancak yanlış tercihlerinde diretmesi, işler düzelme seyrindeyken doğrularla tekrar oynaması büyük hataları oldu onun, sezon ilerledikçe işler onun için de takım için de daha karmaşık bir hal aldı. Bazı oyunculardan istenilen verimin alınamamasını da bununla ilişkilendirebiliriz aslında. Büyük egolarla büyük bir oyun oynadı ve kaybetti Obradovic. Yüksek verim alabilmesi için ona inanması gereken ilk kişi olan Kleiza başta olmak üzere pek çok oyuncu stratejiye inanmadı belki de. Bu sebeptendir ki inanmadığı bir stratejinin gereklerini de yapamadı oyuncular.

Kadro kurulurken yapılan yanlıştan başlayalım. İçinde Bojan Bogdanovic, Linas Kleiza ve Bo McCalebb gibi skorerleri barındıran çok özel bir kadroydu geçen seneki. Ancak 2010-11 sezonu sonrası yapılan hataların başında takımı skorerlerle donatıp onları dengeleyen, aradaki bağlantıyı kurabilecek, saha içinde de kendisine güvenilebilecek bir oyuncuyu takıma katmamak oldu. Türkiye milli takım kadrosunda düşük egolu oyuncuların çoğunlukta olduğu bir kadro yapısında bu görevi çok iyi yapsa da saydığım üç oyuncunun birarada bulunduğu bir kadroda bu görevi yüksek verimle yerine getirmek Emir Preldzic için tek başına altından kalkılabilecek bir görev değil, nedeni ise bu üçlünün egolarını saha içinde dengeleyebilmekten ziyade kendi mental sorunlarını halletmek Preldzic'in öncelikli sorunuydu. Hal bu iken Fenerbahçe Ülker bu görevi tek başına Emir'e terk etti, o da bu görevin üstesinden gelemedi, sürpriz değildi bu. Bjelica dengeleyici görevde Emir'e çok yardımcı olabilecek bir stile sahipken o da bu tarzın dışında daha çok skor temelli bir oyun oynadı. Başarılı bir sezon geçirse de temel problemin halledilememesi takım başarısına engel oldu.

Obradovic'in sezon öncesi kararları çok belirleyici oldu sezon genelinde. Sezona Kenan Sipahi-Melih Mahmutoğlu-Bogdan Bogdanovic-Bjelica-Vidmar(Zoric) beşiyle başladı Obradovic. İlk Euroleague maçlarında da bu beşe yer verdiğini düşünürsek sezon planlamasını bu beş üzerine kurduğu kesin. Ancak: Kenan Sipahi sezonun başından itibaren yabancı sınırlaması nedeniyle olsa bile McCalebb'in önünde ilk beş oynayabilecek bir oyuncu olmaktan çok uzaktı. Oynadıkça da ileri gitmedi oyunu ve Euroleague maçlarında da onu beşte görmek McCalebb'i hayli rahatsız edecek bir karar halini aldı. Çünkü o da TV başında maçları izleyen herkes gibi olanı biteni görüyor ve Kenan'ın -ne şartlarda olursa olsun- kendisinin yerine ilk beşte tercih edilecek bir oyuncu olmadığını görüyordu. Obradovic de doğal olarak zamanla bu kararından vazgeçti ve Emir'i ilk beşe yerleştirdi. Ama sezonluk planı bozuldu bir kere, ilk yapılan hataydı. Türkiye'nin altyapı düzeni, oyuncularımızın genel olarak sahip olduğu istikrarsız gelişim çizgisinden bihaber alınmış bir karardı Kenan'ı ilk beşe koymak ve tutmadı da.

Diğer bir sıkıntısı ise Ömer Onan'ın yerine Melih'in ilk beşte başlaması oldu. Ömer Onan basketbolu bırakana kadar Avrupa'daki en iyi yerli oyuncumuzdu. Dolayısıyla sezon öncesi planlama yapılırken ligdeki yabancı sınırlaması da hesaba katılırsa Avrupa'nın en iyi yerli oyuncusunu kenardan başlatmak doğru tercih olamaz, bunu Melih Mahmutoğlu gibi bir başka ne yapacağı belirsiz bir oyuncuyu ilk beşe koyarak yapmak ise akıl alır gibi değil. Ömer Onan gibi bir oyuncu kendisini ispat ettiği bir dönemde süre mücadelesine girdi ve takımın en kilit parçalarından birinin -belki de en kilit oyuncusu- odak noktası performansını mücadeleci ruhuyla birlikte teknik anlamda en yukarı çekmek yerine sürelerini arttırmaya, kimi zaman forma savaşına döndü. Rolünden bu kadar çalınınca da eskiden yaptığı liderliği yapamaz hale geldi çünkü takımın en iyi yerli oyuncusuyken bir anda süre almak için mücadele vermeye başladı, statüsü düşürüldü. Ömer'in yaptığı liderliği yapabilecek hiçbir oyuncu yokken oldu bu üstelik. Oyuncu kalitesi olarak değerlendirildiğinde de yanlış bir tercihti bu. Ömer'den iyi 2 numarası yoktu Fenerbahçe'nin. İstikrarsız geçti sezon Ömer için. Zamanla aldığı süreler de artmaya ve istikrar kazanmaya başladı, çünkü en iyisi oydu. Ancak Obradovic'in doğruyu sezonun en başında görmesi gerekirdi, sonlar yaklaşırken değil. Ömer'in formayı kapmasının bir diğer avantajı da Melih'in basketbolundaki gelişimin önünü açması oldu. Çünkü genç bir oyuncu için ilk beş başlamakla kenardan gelmek arasında büyük bir fark var. İlk beş başlamak genç oyuncu için ekstra bir performans anlamına geliyor, çünkü Ömer Onan gibi bir oyuncunun önünde ilk beş başlayan bir genç oyuncu için bunun sorumluluğu hayli ağır olur. Genç bir oyuncuyu ,özellikle bu oyuncu Melih ise, böyle bir sorumluluğun altına sokmak hiç akıllıca değildi ve tıpkı Kenan gibi bu durum Melih'in de aleyhine oldu. Ancak yedek kaldığı dönemlerde ise sürelerini arttırmak için oynadı ve bu onun kendi yeteneklerini daha rahat kafayla kullanmasını sağladı. Kenardan geldiği o dönem içinde Melih karar verme yeteneği dahil olmak üzere pek çok alanda gelişme gösterdi. Çok daha etkili bir skor tehdidi haline geldi. Yani sezon başında Ömer'in düştüğü durumda Melih'in olması, Melih'e verilen role ise Ömer'in sahip olması en doğrusu olacaktı.

Bunlar takım içindeki yan parçalarla ilgili sıkıntılar. En temel ve tüm Euroleague'in kaderini etkileyen sıkıntı ise Linas Kleiza'yla ilgili yaşandı. Kleiza harika bir yaz geçirip geldi Fenerbahçe Ülker'e. 2013 Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda gümüş madalya kazanarak, turnuvanın en iyi beşine seçilerek hatta belki de çeyrek finalden itibaren turnuvanın en iyi oyuncusu olarak geldi. Obradovic açısından en zor ama gidişatı en keskin şekilde belirleyecek görev Kleiza-McCalebb-Bogdanovic arasındaki rol dağılımını en iyi şekilde ayarlamaktı. Koçluk kariyerinin en zor görevlerinden biri oldu bu hiç şüphe yok, ama aynı zamanda altından kalkamadığı nadir görevlerinden biri.

Açık konuşmak gerekirse Obradovic tercihini Bogdanovic'ten yana kullandı ve takımın bir numaralı sayı silahı olarak Bogdanovic'i belirledi ancak Bogdanovic'in bir numaralı sayı opsiyonu olduğu bir düzende sezona başlanamayacağı, başlamamak gerektiği ayan beyan ortadaydı. Bunun geçmişten itibaren süre gelen nedenini şöyle açıklayabiliriz: Bogdanovic belki de Avrupa tarihinde görebileceğimiz en özel skorerlerden birisi, skor bulamadığı pozisyon türü hemen hemen yok. Dolayısıyla yetenekleriyle pek çok koçu mest etmesi, kendisine inandırması çok normal ancak kariyerinin hiçbir döneminde bulunduğu takımları kritik anlarda taşıyabilecek bir oyuncu olmadı. Herkes bu özelliğe sahip olmak zorunda da değil zaten, bu basketboldan ilgisiz mental bir yetidir ve Bogdanovic böyle bir oyuncu değil. Ancak sınırsız yetenekleriyle bu yetiyi Hırvatistan'da da kulüp takımlarında da her koç ondan bekliyor doğal olarak ve istediklerini genel olarak alamıyorlar. Kader maçlarında ya da o maçların en can alıcı bölümlerinde oyundan düşüyor ve genelde bir yanlış tercih yenisini doğruyuyor Bogdanovic'te. Obradovic gelmeden önce de bu böyleydi, o geldiğinde de... Bu nedenle NBA tercihi onun için en doğru olanı. Muhteşem skor yeteneklerini liderlik beklentisinden uzak bir rolde, harika bir kariyer yaparak muhteşem paralar kazanacaktır NBA'de, buna hiç şüphem yok. Şansı da yaver giderse şampiyonluk ya da şampiyonluklar da yaşayabilir. Ama Euroleague'de olması gereken yerde -yani zirvede- olmak için hep bir şeyler eksik kalacaktı.

Diğer iki skor
opsiyonuna gelelim: Linas Kleiza ve Bo McCalebb. İşte bu iki oyuncu zor anları, herkesin oynamaya cesaret edemeyeceği anları oynamak, o anlarda ışıkları üzerine çekmek için yaşayan oyuncular. Özellikle NBA'de yüksek profilli bir kariyer yapma hedefini türlü sakatlıklar neticesinde kaçırmış, ancak belki de hâla ABD hedefinden vazgeçmeyen, konu NBA'den açıldığında hâlâ gözleri parlayan Kleiza için o anlardan başka bir anlamı bile kalmamış olabilir basketbolun. Çünkü onun vizyonu yeteneklerini de hesaba katınca Eurolegue'in çok ötesinde ve bu da şaşırtıcı bir durum değil. Kleiza'dan bu saatten sonra sıradan bir oyuncu gibi kenardan gelerek canla başla mücadele etmesini istemek ve böyle bir şeyin gerçekleşeceğini sanmak ise oldukça şaşırtıcı. Kleiza'dan verim almak için onun ne kadar değerli bir oyuncu olduğunu kendisine hissettirip, bir numaralı skor opsiyonu yapmaktan başka bir çözüm yok, bu rolü de rahatlıkla kaldırabilir. Zira geçtiğimiz sezon Euroleague'in en pahalı oyuncusu olması da bu yüzden, doğru rotayı izleyince alabileceğiniz ürünün kalitesi çok yüksek. Fenerbahçe Ülker'e hiç kimse Kleiza'nın katabileceklerini katamayacağından en yüksek parayı o alıyordu. Ancak Fenerbahçe hizmet potansiyeline vermiş oldu o parayı, hizmeti ise alamadı. Harika bir yaz dönemi geçiren oyuncu sezonu böylesine başarısız geçiriyorsa da burada suçu aramak gereken ilk kişi de koç oluyor maalesef. Öyle ki Kleiza'yı verilen rol dahilinde 2013 yazındaki verimi almak ihtimal dahilinde değildi. Fenerbahçe Ülker'e bu sezon en büyük güç kaybını da Kleiza'nın gidişi yaşatabilir, şu anda onun kadar elit bir skorere sahip değil bu takım. Skor potansiyeli çok yüksek oyuncular var ama Kleiza düzeyinde değil hiçbiri. Milano ise harika bir hamle yaptı onu transfer ederek. Bir anda 2 basamak atlatabilir bu transfer onlara.

Rol dağılımının üçüncü ayağı ise Bo McCalebb. O da Kleiza gibi kritik anlarda yüksek verim verdiğini ispatlamış bir oyuncu. Hem Makedonya'da hem de Montepaschi Siena'da. Ancak onunla ilgili çok daha enteresan bir durum ortaya çıktı. Özellikle TOP 16 turunda takımda oyunu okuyup duruma göre oyuna müdahale etme rolünü üzerine aldığı bir maç vardı hâlâ unutmam. Panathinaikos'la oynanan TOP 16 maçı. 10 sayı 2 asistle biten ama oyunun her anını doğru okuyup takım arkadaşlarının tamamına hükmettiği bir maçtı o ve Fenerbahçe Ülker o maçı kazanmıştı 77-72. McCalebb, oyunu kurma rolünü Preldzic'ten almıştı ve ben bunun koç tercihi olduğuna inanmıştım. Çünkü o güne kadar hızlı hücumları yöneten oyuncu bile Emir'di, Euroleague'de hızlı hücumu sadece en iyi bitiren değil, aynı zamanda en iyi yöneten oyuncu olan McCalebb'in varlığına rağmen Emir'di ancak Panathinaikos maçında Bo'nun bu atağını koç tercihine yorma fikrinin yanlış olduğunu bir maç sonra, yani Emporio Armani Milano maçında eski yanlışa geri dönülmesiyle anlamıştım. Oyuncuların üzerine bazı sıfatların yapışması yapabildiklerini de yapamıyor gibi muamele görmelerine neden oluyor bazen. McCalebb'e "iyi bir oyun kurucu" değil demek mümkün olabilir ancak oyunu okuma konusunda Euroleague'in en özel oyuncularından. Onu bu kadar yükseğe çıkaran da bu özelliği oldu zate. Dünya basketbolunda şut atamanın zorluğunun en belirgin yaşandığı lig olan Euroleague'de kötü bir şutör olarak bu denli önemli bir yere sahip olması tamamıyla oyun okuma yeteneğinin yüksek olmasıyla ilgili. Ancak "iyi oyun kurucu olmama" sıfatı her anlamda oyunun gidişatı üzerinde önemli söz sahibi olamamasına neden oldu McCalebb'in. Böylelikle Panathinaikos maçında oldukça yüksek verim veren o atılımı da kim vurduya gitti bir anda. Ama karakter olarak onu Kleiza'dan ayıran nokta ise mücadeleci ruhu, hiçbir zaman pes etmemesi ve hangi takımda olursa olsun kaybetmeye tahammülünün olmaması. Bu ruh onu 2012-13 sezonunda ağlatan, 2013-14 sezonunda ise Fenerbahçe Ülker'in lideri yapan ruhtu. TOP 16 Fenerbahçe Ülker'in ellerinden kayıp giderken 'acaba bir şeyleri değiştirebilir miyim' bilinciyle hareket eden tek kişi o oldu. Ancak takım koçunun sezon öncesinde bu tarz kilit oyuncuların rollerini doğru dağıtması başarının en büyük anahtarı olur ve Obradovic takımın en kilit 3 oyuncusuna rolleri tamamen yanlış dağıtmıştı ve sezon yanlış bir temel üzerinde başladı. Nihai sonucun da karışıklıklarla dolu bir sezonda kazanılan karışık bir şampiyonluk olduğunu söylemek öyle zannediyorum ki yanlış olmaz.


Böyle gelmiş böyle gider demek değil bu. Ama şunu da söylemek gerekir ki Obradovic geçen sene yaşadıklarının aynısını yaşayacak 2014-15 sezonunda. 7 yeni oyuncu var. Hickman-Goudelock-Bogdanovic üçlüsü çok kritik. Bir kez daha rolleri en başından paylaştırmak durumunda, yine hassas bir denge var ve hata kabul etmiyor. Çünkü bir kez daha skorer kimlikli oyuncular fazla. Oyunu dengeleyebilen, skorerler arasında tampon bölge oluşturabilen oyuncu yine Emir. Ama çözüm üretmek Obradovic için gayet mümkün, eldeki oyuncu havuzunda da bunu yapabilecek iki kritik isim var Emir'in dışında: İbrahim Berk ve Nemanja Bjelica. Yeni yabancı kuralını da hesaba katınca eli çok daha rahat Obradovic'in ancak takımların arasındaki farkı yabancılar değil yerliler belirleyecek bu sezon ve işte tam bu noktada Obradovic'in çok kritik bir karar alması gerekebilir. Fenerbahçe'nin yabancı oyun kurucusu Andrew Goudelock saf skorer ancak Bo kadar değerli bir oyuncu değil henüz. Eldeki iki yerli oyun kurucu Berk Uğurlu ve Kenan Sipahi ise oynatan oyun kurucular. O halde Goudelock ile yerli oyun kurucular arasındaki dengeyi ayarlamak hayati önem taşıyor zira Goudelock, Hickman ve Bogdanovic'i barındıran bu kadroda Hickman'ın oyun zekası yüksek olsa da oynatan oyun kurucuların, daha doğrusu oyunun kurulmasına katkı sağlayan oyuncuların önemi hayli yüksek. Bu sorunun alt başlığında ise Berk'in mi yoksa Kenan'ın mı ön planda olacağı sorusu var. 2013-14 sezonunda Kenan'ın sakatlandığı dönemlerde de çok iyi gördük ki Berk'in vaadettikleri çok daha fazla Kenan'a göre. Oyundaki yerini ve yapabileceklerini Kenan'a göre çok daha erken çözdü Berk. Ancak ne yazık ki Kenan aldığı dakikalar süresince çok kısa bölümler dışında geleceğe dair ne bir umut verdi ne de ileri gidiyor izlenimi. Hazırlık maçlarına bakıldığında Obradovic'in Kenan'ı Berk'in önünde gördüğü anlaşılsa da geçen sene iki oyuncunun kıyası yapıldığında öne çıkması gereken oyuncu Berk olabilirdi. Fakat ne olursa olsun bu sezonun Kenan açısından önemini Berk'in önünde olup olmaması değiştirmez, onun mücadelesi kendisiyle. Artık olma vakti, bu düzeyde Fenerbahçe Ülker'de oynayabileceğini ispatlama vakti. Bunu başaramazsa Berk'in Kenan'ı beklemeye niyeti olmayacaktır. Bir diğer ihtimal gerçekleşir ve Obradovic bu iki oyuncuyu da dışarıda bırakan bir plan kurarsa büyük sıkıntı yaşar bu takım. Hazırlık maçlarında gördüğümüz üzere Hickman'ın oyun kuruculuk görevleri yapması aklına gelen en son şey olmalı Sırp koçun.

Merak ettiğim önemli konulardan biri de pivot pozisyonda Obradovic'in yapacağı rotasyon. Zoric, dış savunmayı üst düzeyde yapamayan hiçbir takımın taraftarını memnun edemez eğer bir numaralı pivot tercihi olursa. Semih ise geçen sezonki haliyle disiplinli hiçbir koçu, yani dünyadaki hiçbir koçu memnun edemez. Artık son atışlarını yapmaya başladı. Yapması gereken kafasını basketbola verip hedeflerini yeniden belirlemek ve o istikamette yoluna devam etmek. Ve şunu da bilmesi gerekir ki artık bu istikamette bir takımın banko ilk beşinde yer alması mümkün değil. İlk beşte oynaması gerektiğini her maçta ispat etmesi gerek. Bunu başarması için de oldukça uygun bir pivot rotasyonu var Fenerbahçe'de çünkü savunma yönünden Zoric'te de Oğuz'da da büyük zaaflar mevcut. Zoric birebir savunmada yumuşak kalıyor, Oğuz ise ikili oyunlarda çok yavaş ve bu zaaftan çok iyi faydalanıyor iyi ikili oynayan takımlar. Odaklanmış bir Semih ise boyalı alanda tam bir baş belası rakip hücumcular için. Obradovic gibi bir koçu da etkilemenin ilk yolu savunmadaki performans. Bunca skorerin arasında her zaman istediği pozisyonlarda topu alamayacak ve hücumda düşündüklerini icraata dökemeyecektir Semih. Sınavı da tam burada başlayacak zaten. Hücumda istediklerini yapma fırsatını bulamadığında bile savunmada oyundan düşmemeli ve konsantrasyonunu her dakika oyunda tutup hem bire birlerde hem de ikili oyun savunmalarında üzerine düşeni yapmalıdır. Onu, Obradovic'in gözüne sokacak en kritik faktörün bu olduğunu asla unutmadan. Bunu başaramazsa bu düşüşün sonu gelmez ve ne olduğunu bile anlayamadan çok daha düşük profilli takımlarda bulabilir kendini. Fenerbahçe Ülker onun için büyük bir şans.

Oğuz Savaş'a baktığımızda ise bu iki oyuncunun tersine her takımda her koça rahatça sevdirebilir kendini. Tek gerekli olan şey sakatlıklardan kendini kurtarması. Geçen sene Fenerbahçe Ülker'in en büyük dertlerinden biri de boyalı alanda birebir skor bulamamasıydı, bu da pivotlarının sırtı dönük oynayamaması demek. Oğuz'un bu sıkıntıdan kurtarması gerek takımını. Uzun yıllardır sezona çok iyi başlayıp sezon içi istikrarını bir türlü yakalayamadı Oğuz, iyi başladığı bir yaz döneminin ardından bunu başarabilecek mi göreceğiz. Onun adına en büyük eksik ise savunmada yavaş ayaklarından kaynaklanan sıkıntılar.

Zor bir sezon başlıyor Fenerbahçe Ülker için. Geçen seneden bir farkı yok şu andaki durumun. Ama geçen sene yapılan onca transfere anlam versem de bu sene bu kadar transfer yapılmasına anlam veremiyorum. Kötü geçen bir sezonun ardından işleri düzeltmek için yapılması gereken yabancıları baştan aşağı değiştirmek değil çürük parçalardan kurtulmaktır. McCalebb'in gidişine izin vermenin bir anlamı yok, liderini kaybetti bu takım. Kleiza'nın geçen seneki performansının herkesi yanıltacağı belliydi ama onu göndermek yerine eşsiz hizmet kalitesinden faydalanmak gerekirdi. Geçen sene başarısız oldu bu takım, bu senenin başlangıcı geçen senenin kopyası. Gidişat öyle olmaz umarım.

Son olarak da Ömer Onan'ın basketbolu bırakma kararı konuşmak gerek. Bugün "kararımdan dönüyorum, çıkıp oynayacağım" dese yine Avrupa'daki en iyi yerli oyuncumuz olarak kariyerine devam eder. Gitti ve yerine Hickman geldi. Hâlâ çok şey katabilirdi Fenerbahçe'ye. Ama ne olursa olsun her oyuncuyu kıskandıracak harika bir kariyeri gerisinde bıraktı Ömer.