Ana içeriğe atla

Milli Takımda Yeni Dönem


Türkiye basketbol milli takımında yeni bir oluşuma 2014 FIBA Dünya Kupası ile geçildi. Belki de basketbol tarihimizin en parlak jenerasyonunu gördüğümüz bir kadroydu Tanjevic dönemindeki kadro. 2014 kadrosu yeni bir kadro olarak karşımıza çıkmasa da yeniliğin habercisi oldu, artık Türkiye milli takımı farklı dinamikler üzerinden yürüyecek.

Bunda hiç şüphe yok ki iki önemli faktörün büyük etkisi var. Birincisi, Tanjevic'in koçluk döneminin sona ermesi, ikincisi ise belki de çok uzun yıllar geçtikten sonra bile "basketbol tarihimizin en yetenekli oyuncusu" unvanını üzerinde taşıyacak olan Hidayet Türkoğlu'ndan yoksun bir milli takım izlemiş olmamız. Bunlar sembolik gelişmeler. Dönemlerin kapandığını böyle sembolik olaylar haber verir bize. Hidayet gibi özel yeteneklere sahip olduğunuz zaman, sistemin takıma kazandırabileceklerinin çok daha üzerine çıkma fırsatınız oluyor, çünkü Hidayet'in yetenekleri uluslararası düzeyde bütün sistemlerin üzerinde. Hatta eşsiz bile diyebiliriz. Bizzat kendisinin de dediği gibi "Hidayet'in olduğu yerde final hedeflenir" Gerçekleşse de gerçekleşmese de. Ancak artık öyle bir şey yok. Artık Hidayet yok. Ama çok önemli 2 oyuncuya sahip olduğumuz ve önemli oyuncularında sırada olduğu gerçeğini görmezden gelmemize de engel değil bu.

Artık yeni milli takımımız üzerinde konuşmanın, yeni milli takımın kadro stratejisi üzerine kafa yormanın vakti geliyor. İnsanların bir fikri olmalı. Çok önemli bir koç önderliğinde girdiğimiz yeni bir düzen içindeyiz çünkü. Ana rollerin kafada planlanması lazım. Ömer Aşık yerine Furkan'ın ilk beşte başlaması gibi, bazı kafa karışıklığı göstergelerini görmemek lazım artık. Önümüzdeki dönemde hangi oyuncuların milli takıma katılacağı sezon içerisindeki performanslarla, gençlerimizin gelişimiyle ilgili, çünkü artık net bir kadro sayma imkanımız yok. Yepyeni bir kadrodan değil, çok kritik oyuncularımızın milli takımdan ayrılmasından kaynaklanan yeni bir dönemin içindeyiz an itibariyle.

2014 FIBA'yı değerlendirerek başlayabiliriz. Alınan sonuç beklentilerimin üzerinde de olsa oynanan oyun tam da tahmin ettiğim gibiydi. Önemli yeteneklerle donanmış bir kadromuzun olmadığı bu turnuvada mücadele temelli basketboldan başka bir şey düşünmek imkansız. Teknik kapasite eskiye oranla düşük seviyelerde seyrediyor. Şöyle ki: takımımızın en önemli oyuncusu da olsa Hidayet'ten Emir'e düşmek çok şey kaybettirir bir takıma, Tunçeri'nin yedeği Ender'in ilk beş başladığı Tunçeri'nin ise Ender'in yedeği olduğu bir takım bu. Ender'in yükselişiyle gerçekleşmedi bu durum, Kerem'in kendi basketbolundan kaybettikleriyle oldu. İki oyuncunun tavanları arasındaki fark hayli yüksek halbuki. Ersan'ın yerine Kerem Gönlüm'ün ilk beş başlaması da bu düzeyde bir takıma çok ama çok şey kaybeddirecek bir düşüş. Son derece keskin. Takımın en iyi oyuncusu sakat ve bize kaybettirdiği belki de bir madalya oldu. En önemli sıkıntıyı ise en formda oyuncularımızdan Sinan'ın doldurduğu 2 numara mevkiinde yaşadık. Sinan'ın oynadığı oyunla ilgili değil bu. Takımın en iyi 3 oyuncusundan biriydi ama yıllarca Harun Erdenay, İbrahim Kutluay ve onlar kadar olmasa da Ömer Onan gibi elit oyuncuların doldurduğu bu mevkide Sinan gibi harika bir yedeğimiz varken bu yedek ilk beşe çıktı. "Daha iyi bir iki numaramız var" demek imkansız. Ömer'in yerini doldurmak lazım. Yine elit bir oyuncuyla... Cedi en büyük aday, umutluyum. Madalya isteyen bir milli takımın 2 numarası -diğer mevkileri özel oyuncuların doldurmaması kaydıyla- Sinan Güler olamaz maalesef.

Bu kadronun tavanı haliyle çeyrek finaldir, hatta öyleymiş çünkü ben bunun da olacağını düşünmüyordum. Bu turnuvaya 1 üst düzey oyuncu (Ömer Aşık), bir de üst düzeyde oynama ihtimali olan Emir Preldzic'le girdiğimizi unutmayalım. Sadece 2 üst düzey oyuncuyla -ki bunlardan biri üst düzey bir hücumcu değil- madalya almak pek mümkün değil. Normali bu.

Yeni döneme girilirken temel rollerin belirli olması şart. En kritik olanı Ersan'ı bu takımın hücumunun merkezine koymak. Ergin Ataman'ın bayılacağı bir oyuncu profili Ersan. Hatta her koçun, her basketbol adamının. Milwaukee Bucks gibi bir takımın onu hâla göndermemesi de bunu doğruluyor zaten. Milli takımımızın da tartışmasız en kıymetli oyuncusu. Onun üzerine kurulacak bir milli takım doğru stratejiyle madalyayı kovalar. Buna hiç şüphe yok. Yeter ki üzerindeki saçma sapan kısıtlamaları, tanımlamaları kaldıralım. Onu zincirlerinden kurtaralım ve sadece durduğu yerden şut atan bir oyuncudan öteye taşıyalım. Çok şeyi değişirir bu.

Öte yandan bu turnuvayla birlikte ortaya çıktı ki Ömer Aşık'ın yeri tartışılmaz ve doldurulamaz. Belki de koskoca basketbol tarihimizde Ömer'in önünde ilk beş başlayabilecek tek oyuncumuz Mehmet Okur. Bu nedenle Ömer'i yedek başlatmak gibi mantık dışı maceralara atılmamak önemli. Ömer istediği tek şey yerinin güvende olduğunu bilmek, bu konuda kafasını rahatlatmak. Bu şartlarda turnuvaların en iyi 2-3 pivotundan biri olur, aksi halde kafası kolay karışır. Belki de en büyük sıkıntısı bu, NBA'de de başına dert açan en önemli faktör buydu geride bıraktığımız sezonda. Belki önümüzdeki sezon da bu olacak.

2014 FIBA Dünya Kupası'nda en kritik nokta Emir'in bu takımın hücumunu kontrol edebilecek oyuncu olup olamayacağıydı. Çünkü Hidayet ve Kerem Tunçeri'nin ardından bunu yapabilen bir oyuncu arıyordu bu takım ve böyle bir oyuncu bulmadan turnuvaları iyi yerlerde tamamlamak imkansız. Emir bunu başardı. Önümüzdeki yıllarda bu milli takımımız için büyük bir şans olacak. Özellikle Ersan gibi bir yıldızın ve harika bir hücumcunun katılıyla bunun önemi 3 kat daha artacak.

Tekrar söylüyorum ki yeni bir dönemdeyiz artık. Başarısızlık değil, başarıya alışkın bir koç var takımın başında. Ömer Aşık ve Ersan İlyasova gibi çok değerli iki uzun, bu turnuvayla milli takım düzeyinde rüştünü ispatlayan bir Emir ve arkadan gelen Cedi Osman ve Berk İbrahim Uğurlu gibi iki yıldız adayı gard. Kanımca Cedi, Cenk'ten ; Berk İbrahim de Kenan Sipahi'den daha değerli oyuncular. Bunu koçlarına da ispat etmek zorundalar. Hem kulüp, hem de milli takım koçlarına.