Ana içeriğe atla

Nowitzki Belgeselinden Bize De Lazım

Soldan Sağa: Rick Carlisle, Brian Cardinal, Dirk Nowitzki, Devin Harris, Monta Ellis

Türkiye'de sporcu olmak zor iş. Özellikle basketbol veya futbol dışında bir sporda önemli yerlere gelmişseniz oralara gelene kadar akla hayale gelmeyecek çilelere katlanmışsınız demektir. Ne gerekli ideal şartlar, ne maddi ne de manevi destek gelmiştir o kişiye. Sadece kendisi ve ailesi vardır. O zaman tam filmlik ya da belgesellik bir hikaye olur bu.

Nereden çıktı bu, Dirk Nowitzki'nin vizyona geçtiğimiz günlerde giren belgeselinden tabi ki. Almcanca: Der Perfekte Wurf, İngilizce: The Perfect Shot, Türkçe olarak da "Harika Şut" şeklinde söyleyebiliriz. IMDB belgeseli "Nowitzki'nin Holger Geschwinder'le -onu keşfeden, koçu ve akıl hocası- olan büyüleyici ilişkisinin hikayesi" olarak tanımlıyor.

Gala, Almanya'da yapıldı. Nowitzki'nin takım arkadaşları, koçu ve ailesi vardı galada. Belgeselde ise ABD Başkanı Barack Obama, Dallas Mavericks patronu Mark Cuban, NBA eski başkanı David Stern, Kobe Bryant ve Steve Nash gibi isimler de Nowitzki hakkındaki düşüncülerini aktarıyor. Kendizini bir Alman'ın yerine koyun. Ülkenizin kahramanı olan bir sporcunun belgeseli var ve orada konuşan isimler yukarıda sayılanlar. O oyuncunun Almanya'dan çıkıp dünyaya mâl olduğunun bir göstergesidir bu aynı zamanda.

Düşünce harika, sonuç da harika olur, bol gişeli ve hasılatlı olur bence. Sporcular kadar merak edilen çok az insan vardır çünkü, işin en önemli tarafı da hikayenin ilginç olması. İlginç hikayeyi buluyorsan bundan en kârlı şekilde faydalanmak lazım. Ayıp bir şey de değildir bu. Hem oyuncuyu manevi olarak onore edersin, ona kazandırırsın hem de kendin kazanırsın. Gelgelelim onca sporcumuz geldi geçti roman gibi hayat hikayesi olan: Naim Süleymanoğlu'lar, Süreyya Ayhan'lar, Halil Mutlu'lar, Mehmet Okur'lar, Nurcan Taylan'lar, Hamza Yerlikaya'lar vs... Anlamıyorum bir yapımcı çıkıp da şunların bir belgeselini yapalım, filmini çekelim demez mi? Oturup her yıl mutlaka bir Çanakkale filmi çekileceğine, aptal saptal gişesiz komedi filmi çekileceğine, harika olduğuna inanılan aslında 5 para etmez saçma dram filmleri çekileceğine iyi reyting garantisi yüksek bu tarz yapımlara niye yönelmez insanlar. Özenli bir iş olması durumunda kimse de "bu adam şu sporcunun üzerinden para kazanmaya çalışıyor, vay şerefsiz" demez.

Türkiye bu iş için cennet aslında. Kenan Sofuoğlu'nun röportajlarını oturup izleyin, adamın yaşadığı sıkıntının haddi hesabı yok, verdiği emeğin sınırı yok. Kalacak yeri olmamasından tut, kamyon kasalarında kalması mı dersin, ailesinden uzakta kalmanın tasaları mı dersin, neler neler.. Bir yapımcının ağzını sulandırmaz mı bu, anlamıyorum. Süreyya Ayhan'ın başına gelenlerin yarısı ABD'li bir sporcunun başına gelse belgeselinin çıkmama ihtimalini söylesin biri bana, varsa eğer öyle bir ihtimal. Naim Süleymanoğlu'nun başarı hikayesi, sonrasında düştüğü maddi sıkıntılar, Mehmet Okur'un tembel bir öğrencilikten spor tarihinin en çalışkan karakterlerinden biri olma hikayesi kimseye mi enteresan, ekmeği yenir bir proje olarak gelmez.

Hem yapımı keyifli hem de karşılığı yüksek bir iş olur bana göre. Doğru pazarlama teknikleriyle de kârı yüksek bol gişeli işler çıkar ortaya. Ben inanıyorum, bir başlasa -saygı albümleri gibi- ardı arkası kesilmez. Tutmama, ses getirmeme ihtimali çok az çünkü.

Bu konu Nowitzki'nin belgeseli nedeniyle girdiğimize göre uluslararası bir futbolcunun Nowitzki'nin belgeselinin çekilmesine neden olan bazı faktörleri yazalım:

En başta sıradan olmayan hikaye Nowitzki'ninki. Harika bir altyapıdan gelmedi o, tıpkı Türkiye'de olduğu gibi, kafayı oyuncu yetiştirmeyle bozmuş bir adam denk gelmesiyle şansı döndü Nowitzki'nin, ve çalışmaktan başka da hiçbir şey yapmadı.

16 yaşında Nowitzki'yle çalışıp ondaki cevheri keşfetmiş Holger Geschwinder. Ama Dirk 17 yaşına geldiğinde Geschwinder haftada 4 gün antrenman yapan genç basketbolcu adayını köşeye çekiyor ve soruyor "Bu yeteneklerinle aynı şekilde devam etsen bile Almanya'nın en iyi basketbolcusu olursun. Ama dünyanın en iyi basketbolcularından biri olmak istiyorsan haftanın her günü çalışman lazım" Nowitzki ise önce ailesiyle görüşüyor, ve ikinci seçeneği seçiyor.

Devamında çalışma stratejisini ise şöyle anlatıyor Geschwinder "Çalışmaya ilk başladığımızda 16 yaşındaydı. O günlerde NBA oyuncularının ne yaptığına bakıyordum, temel strateji onu şut atmaya yönlendirmekti. Dirk'ün basketbola başladığı o günlerde 2.13 boyunda dışarıdan şut atabilen biri yoktu, bu nedenle konsantrasyonunu bu yöne çevirdik. Uzun zaman oldu, ama şimdi 16 yıldır NBA'de ve eski idollerini ve tüm o harika oyuncuları yakaladı. Bu kadarı planlarımız dahilinde değildi ama eğer şutları atarsan ve bunu 16 yıl boyunca yaparsan sonunda yakalarsın. Tahminimce NBA'deki bazı temel şeyleri fark etmenin ona çok yardımı oldu. Sık sık çocukların maçlarını izlerseniz herkesin topla oynadığını görürsünüz. O ise boş şut pozisyonunu bulmak, bir sonraki pasın atıldığı yerde olmak için çalışanlardan biriydi. Ve bunları öğrenmek oldukça zor. Bireysel bir yeteneği yoktu. Şut atmak ve antrenmanlarda yaptığınız diğer şeyler sizde eksik olan şeylerdir ama bunları kazanabilirsiniz. Kesin bir plan yapabilirsiniz ancak bir yetenek ya da bunun gibi bir şey yaratamazsınız. Anahtar nokta bu. Başlangıçta planımız vardı. Kristal bir topum yoktu, mesele bu değil. Ama komik olan 2.13'lük biri üçlük atabilirse uzunlarını oraya göndermek zorunda kalırlar. Shaq. Bu tarz adamlar. Shaq eğer oraya gelirse içeride ribaund alma fırsatını kaçırır, bu da onun en büyük gücü. Bu nedenle uzunları buralara çekebilirseniz bu sizin avantajınıza olur, yaptığımız buydu. Rakiplerin 2.13'lük birini kovalayacak adama ihtiyaçları vardı, çünkü ayakları oldukça çabuk, ne yapacağını tahmin etmek kolay değil. Kontrol etmemiz gereken tek şey büyük ışıkların altında soğukkanlılığını koruyup koruyamayacağı, bunu kontrol altına alıp alamayacağıydı." 

Strateji buydu ve plan tuttu sanırım. Soğukkanlı kalmayı da başardı herhalde...

Ayrıca şu bilgiler de ilgi çekici diye düşünüyorum:
  • Holger Geschwinder, Nowitzki'yi Würzburg'daki ufak bir spor salonunda keşfetti.
  • Nowitzki'nin NBA'deki ilk zamanlarında ailesi Nowitzki'yi görmek için evine gittiğinde salonda birikmiş pizza kutularını görüyor. O sırada da Nowitzki salondaki kanepede uyuyor.
  • 2007 playofflarındaki başarısızlığın ardından Avustralya'da bir araba kiralayıp geziye başlayan Nowitzki uzattığı sakallarını gezi bitiminde sırf ailesine göstermek için kesmiyor. Gezi için Avustralya'yı seçme nedenini de şöyle açıklıyor "Orada kimse bir MVP'nin varlığını umursamıyor."
  • Ablası Silke Nowitzki 2001 yılında NBA TV'de çalışmak üzere New York'a geliyor, ardından 2003-2005 yılları arasında San Diego'da “İş Ekonomisi” bölümünü bitirip 2006'da Dirk Nowitzki'nin menajeri oldu.
  • Nowitzki NBA'ye gelene kadar hiç 41 numara giymedi. Almanya'da basketbol oynadığı dönemlerde hep 14 numarayı giyen Nowitzki bu numaranın Mavericks'te Robert Pack'e verilmesi sonucu 41 numarayı tercih etti.
  • 1997 yılında içinde Charles Barkley, Michael Jordan, Scottie Pippen gibi isimlerin de olduğu ABD takımına 52 sayı atar. Charles Barkley o maçı şöyle anlatıyor "İlk yarıyı 25 sayıyla bitirdi ve devre arasında Pippen 'İkinci yarıda onu kilitleyeceğim, ikinci yarıda onu kilitleyeceğim diyordu' Dirk maçı 52 sayıyla bitirdi." Nowitzki aynı maçta Barkley'in üzerinden smaç vurdu ve bunun üzerine Barkley, Nowitzki'nin Auburn'daki kolejine gelmesi durumunda ona istediği kadar para vereceğini söyledi.
  • 1 Eylül 1997-30 Haziran 1998 yılları arasında askerlik yapan Nowitzki'ye haftasonları profesyonel olarak basketbol oynamasına izin verildi.
  • Nowitzki NBA'de bir sezonda 150 üçlük 100 blok barajını aşan tek oyuncu. (2000-01 sezonu)