Ana içeriğe atla

Fenerbahçe Ülker-Regal Barcelona


Semih ve Kenan’ın ilk beş başlaması başlı başına bir planın, rakibe özel bir stratejinin varlığının göstergesiydi. Öyle de oldu. Plan çok doğruydu. Şartlar ne olursa olsun ikili oyunlarda Barcelona’ya nefes aldırmamak öncelikli plandı, Barcelona’nın rahat şutlar bulmasına bir yere kadar müsaade edilmesine de izin vardı çünkü Fenerbahçe’nin rakiplerine yüksek ritim kazandıran en büyük eksiği ikili oyunlardan yediği kolay sayılardı. Obradovic, Semih’in çabuk ayakları, Kenan’ın yüksek direnci ve Vesely’nin defoları bulunsa da caydırıcı savunma yetilerinin yanına Hickman-Preldzic ikilisini ve yedekleri efor temelli oyuna ikna etti.

Maça iyi başlamanın nedenlerini bu stratejide aramak lazım. Öncelikle Semih Erden’in oyuna konsantre olması tahmin edileceği gibi çok şeyi değiştirdi. Tomic istediklerini hemen hemen hiç yapamadı çünkü oyunda kaldığı süre içerisinde bir pozisyon dışında hiç pozisyon hatası yapmadı Semih. İkili oyunlarda kısayla uzun arasında harika aldı pozisyonlarını. Buna Kenan’ın direnci dahil oldu. Obradovic’in kritik hamlesi ise gerektiği zamanlarda ikili oyunu gerçekleştiren ikiliyi dışarıda bir kişiyi boş bırakma rizikosunu alarak üç oyuncuyla savunmak ve tabir-i caizse boğmaktı ikili oyunu yönlendiren kısayı. Yani sıklıkla Huertas’ı.

Plan çok iyi işledi. Barcelona ikili oyunlarda istediklerini genellikle yapamayıp Tomic’i oyuna istediği oranda katamayınca dışarıda bulduğu boş şutlar da bir nevi istediği şutlar olmadı Barcelona’nın. Dolayısıyla yüksek ritimle atılmadı boş dış şutlar. İsabet oranı da bu ölçü de düşük kaldı.

Şüphe yok ki ilk beş planında yüksek verim veren savunma disiplinine Zoric’in katkısı beklenilenin hayli ötesinde oldu. Elit bir Euroleague savunmacısı, hatta uzunu gibi oynadı Zoric. Sadece savunmada yaptıklarıyla kalmadı, her hücum ribaundına maç ribaundu gibi odaklı atıldı ve Pleiss-Tomic ikilisine karşı mutlak üstünlük sağladı boyalı alanda. Maçın da tartışmasız en iyisi oldu. Onun önderliğinde ilk 12 dakikada 8 hücum ribaundu aldı Fenerbahçe. Düşük şut yüzdesiyle atan rakibini sadece 2 hücum ribaundunda tutarak üstelik.

Fenerbahçe savunmadaki gayretini ilk yarı içerisinde zamanla gelişen hücumuyla pekiştirdi. İlk dakikalarda boş turnikeleri atmaktan kaçılması, sistem dahilinde bulunan doğru şut pozisyonlarında dahi potaya bakmaktan imtina edilmesi kolay top kayıplarına sebebiyet verdi. İlk 6 dakikada 4 top kaybetti Fenerbahçe ; ancak Zoric’in de hücumda üst üste bulduğu isabetler sonrasında kısaların da devreye girmesini takip eden süreçte farkı 8 sayıya kadar da çıkardığı olduğu Fenerbahçe’nin.

Obradovic’in planı hücum anlamında da savunma anlamında da büyük oranda işledi ilk yarıda. Maç öncesi hazırlığı tam anlamıyla kusursuzdu. Anlamakta güçlük çektiğim kararı ise Semih’i oyundan aldığı andan sonra bir daha sahaya sürmemesi oldu. Bunun iki nedeni olduğuna inanmak istiyorum: İlki Semih’in sakatlık nedeniyle oyuna dahil olmaması, ikincisi ise Obradovic’e yaptığı bir saygısızlık bu yönde bir kanaat kullanılması. Bu iki nedenin varlığına inanmak istememin nedeni Semih’in bu maça yüksek konsantrasyonla başlayıp koçunun istemesi muhtemel görevleri harfiyen yerine getirmesiydi. Hücumda ve savunmada çok yıpratıcı oynayıp 4 dakikada 2’si hücum 3 ribaund almıştı Semih. Bu konsantrasyonla çıkıp yüksek etki ettiği bir ilk çeyrekten sonra bir daha oyuna girememesi Obradovic’in bakışını gösterir Semih’e. Bir oyuncuyu “ne yaparsam yapayım yaranamayacağım” kafasına sokmak doğru değil. Mevzu bahis Semih ise hiç değil.

Oyuna dönecek olursak Fenerbahçe adına ilerisi için bizleri umutlandıran çok önemli nokta son periyotta Barcelona moral üstünlüğünü iyice ele almış ve oyunu Brad Oleson önderliğinde istediği şekle sokmuşken Fenerbahçe Ülker’in doğru oyunu oynayamamasına rağmen bir şekilde buna reaksiyon vermesi, oyunu son topa kadar getirebilmesi. Çünkü Fenerbahçe Ülker’in kronikleşme tehlikesine sahip en önemli problemi kırılganlığı. Rakip takım farkı açarken buna hiç tepki vermemesi. Dün öyle olmadı.

Ama değinmek de fayda var ki Fenerbahçe işler sıkıştığında bir kez daha hastalık düzeyinde birebir oynadı. Ve bu birebirlerde başrol ekseriyetle Goudelock’a verildi. Ona ayrı bir parantez açmak gerekir. İlk yarıda savunma planlarını oyuna girdiği anda azımsanmayacak oranda bozdu. Bu takımın her birebirde “birebir başlamadan” yenilen bir oyuncunun savunma açığını kapaması imkansız. Semih yokken özellikle.  Barcelona maçı özelinde Zoric bunu yapmış olsa da Goudelock’ın savunmadaki bu sorununa daha planlı önlemler almak gerek. İlk yarıda fark Fenerbahçe Ülker lehine çok ciddi rakamlara gelmediyse bunun baş sorumlusu şüphe yok ki Goudelock’tır. Bir diğer sıkıntı hücum gücünün çok ama çok ciddi bir oranını birebirlerinin oluşturması. Önemli bir skorer olduğuna şüphe yok ancak üst düzey bir Euroleague takımında bu tarz oyuncular benchten kısa sürelerle oyuna girip sıkışan hücumları açmaktan daha öteye gitmez sıklıkla. Bunu yapmak için çok daha iyi bir skorerse orta düzey takımların yolunu tutup orada istedikleri görevi alırlar. Fenerbahçe adına Goudelock’ın yüksek süreler alması ve hücumda istediği zaman takım arkadaşlarıyla koordinasyona girmeden oynaması uzun vadede ciddi sıkıntılar çıkarır.

İkinci yarıya dönecek olursak, ilk yarıdaki hücum performansına çıkılamamasının önemli nedeni oldu Goudelock. Sürekli birebirler oynayarak Barcelona savunmasını gevşetmenin imkanı yok. Dolayısıyla ikinci yarının Goudelock’lı periyotlarında Barcelona’nın savunma düzenini hemen hemen hiç bozamadı Fenerbahçe. İlk yarıdaki top paylaşımı, topsuz oyuncuların hareketliliği hiç yoktu. Tamamıyla bir oyuncu üzerine endekslenen hücum diğer oyuncuları ciddi oranda oyundan soğuttu ve hücumda eline top değmeyen bu oyuncuların savunma konsantrasyonu da kaçınılmaz olarak düştü. Panathinaikos maçında Slaughter’ın ardından bu maçta da Brad Oleson için üçlük cennetine döndü karşılaşma. Moral üstünlüğü de Barcelona’ya geçmiş oldu. Fakat tüm bunlara rağmen heyecanın son dakikaya kadar sürmesi, taraftarın maçı kaybettiklerini inandığı anda bile oyuncuların buna inanmaması elde kalan en önemli pozitif sonuç oldu. Obradovic’in ne kadar büyük bir taktik dehası olduğu da bir kez daha ortaya çıktı.

Genele dönecek olursak: Fenerbahçe muhakkak ki bir üst tura kalacaktır. Dolayısıyla transfer dönemi kapanmadan, yani TOP 16 başlamadan yapılması gereken transfer mutlaka karakter itibariyle mücadeleci bir oyuncu olmalıdır. Mantzaris gibi, Markoishvili gibi örneğin. Çünkü dün de görüldüğü üzere bu tarz maçlarda takımların mücadele seviyesini ve yıpratıcılığını ciddi oranda arttırması gerekiyor ve bunu yaparken salt karakteri itibariyle, antrenörlerinin talimatından bağımsız yıpratıcı oyunculara ciddi oranda ihtiyacı oluyor takımların. Fenerbahçe Ülker dün ne kadar savunmada yüksek mücadele gösterdiyse oyuncu profilinden kaynaklı olarak bir yerde gardı düşme eğilimine girdi. Ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsun oyuncu karakteri bu denli yüksek mücadele gücüne 48 dakika tahammül edemedi çünkü.

Tekrar mevzuyu açmak gerekirse Ömer Onan’a tam bu noktada ihtiyacı vardı Fenerbahçe Ülker’in. Ama madem Ömer Onan’a sahip değil, o halde Ömer tarzında bir oyuncu almak zorundadır Fenerbahçe. Takımdaki denklemi oturtabilecek bir oyun kurucu alması şu an için imkansız Fenerbahçe’nin. Adı geçen Heurtel de bu düzeyde değil. Bu kadar fazla sayıda yüksek egolu oyuncuyu idare edemez. O halde doğuştan bir savaşçıyı almak lazım. Rakip takımda kim ritmini bulsa başına salınabilecek bir belaya açıkça ihtiyaç var.

GÜNAH KEÇİSİ HİCKMAN

Son olarak Ricky Hickman’a gösterilen tepkiyi değerlendirmek gerekir. Son Euroleague şampiyonunun lideri takıma katılınca beklentiler elbette yüksek oluyor ancak antrenörünün o oyuncu üzerindeki beklentilerinin sanal olduğunu görmek üzücü. Obradovic’in kafasında Hickman transferinin gerçekleştiği günden beri onu oyun kurucu oynatma fikri dönüp dolaşıyor. Fakat gerçekçi değil bu. Devin Smith ve Yogev Ohayon gibi oyun zekası yukarılarda oyuncuların yanında lider bir skorer rolünü üstlenirken onu oyun kurmaktan sorumlu bir oyuncu haline getirmek Hickman’ın keyfini kaçırıp kafasını karıştırmaktan başka bir işe yaramaz. Öyle de oldu. Kafası öylesine karışık ki Maccabi’deki rolüyle yeni rolü arasında düzenli çatışmalar yaşayıp duruyor kafasında. Hiç yapmaması gereken zamanlarda zorlama şutlar atıyor. Ya da hızlı hücumları kendisi yönlendirmeye çalışıp Preldzic’e teslim etmiyor topu. Maç boyunca kaç tane kolay hızlı hücumdan yararlanamadı, kaç tane rahat sayı bulabileceği pozisyonu cömertçe harcadı Fenerbahçe Ülker bu yüzden, haddi hesabı yok. Böyle oyuncuları transfer ederken mümkünse birlikte oynamaya alıştığı bir oyuncuyu da yanında getirmek gerektiğini düşünüyorum. Yani Ricky Hickman’ı takıma aldığında Devin Smith’i de transfer etmek gibi. Ya da Devin Smith tarzı başka bir oyuncuyu katmak Goudelock yerine. Günah keçisi ilan edildi Ricky Hickman. Tepki haklı değil ama doğal. Taraftar şartlara bakmaz, oyuna bakar çünkü. Anack unutmamak gerekir ki kazanılması gereken ilk oyuncuyu Hickman olmalı. Çünkü meydanın Goudelock’a kalması çok daha ciddi hasarlara yol açabilir uzun vadede.