Ana içeriğe atla

Galatasaray'ın Kilidi Yönetimin Elinde


Basketbol sezonunun açılışının üzerinden hatırı sayılır bir süre geçti ve şunu söylemeliyim ki bugüne kadar tanıklık ettiğim en keyifli anlatım vardı Laboral Kutxa-Galatasaray Liv Hospital maçında. Aynı zamanda maç anlatma işinin de bir takım oyunu olduğunun ispatıydı. Murat Murathanoğlu şüphe yok ki Türkiye'nin bir numaraları basketbol spikeri, hatta bana göre bir numaralı spor spikeri. Anlattığı her maçı da birkaç kat keyifli hale getirmeyi başarıyor ancak Tufan Ersöz'ü en iyi yorumcularımız arasına koymayabilir çoğu basketbolsever. Ancak o da büyük bir ustanın yanında yer alınca çok daha kaliteli yorumlar, derin analizler yaptı. Ayrıca seyirciyi de kandırmadılar. Şu anlamda kandırmadılar; fazlasıyla gevşek ve Euroleague havasından uzak bir karşılaşmaydı bu karşılaşma. Dolayısıyla bu maçı sert, dişe diş bir maç gibi anlatmak, anlatıma gereksiz heyecan katmak seyirciyi tam anlamıyla kandırmak olurdu. Murathanoğlu-Ersöz ikilisi ise tıpkı oynanan basketbolun hakettiği gibi zaman zaman espirili, zaman zaman ayrı telden çalan fakat çok doğru analizler içeren yorumlar yapıp fazlasıyla keyifli hale getirdiler maçı. Nur Germen, Hurşit Baytok gibi yorumcuların -ne yazık ki- yaptıkları kalitesiz yorumlar ve bozuk cümlelerle maçın keyfini alıp götürdüğü maçların ardından doyumsuz bir anlatım eşliğinde çok keyifli bir maç oldu. Murat Murathanoğlu-Tufan Ersöz ikilisinden maç dinlediğimi hiç hatırlamıyorum ancak bundan sonra her hafta görmek istiyorum. Müthiş yorumlar, birbirleriyle tatlı sataşmalar içeren harika bir anlatım, bitmesini istemediğim bir 40 dakika. Devamı mutlaka gelecektir.

Bu mevzuyu fazlasıyla uzattım belki de. Ancak bir nedeni var elbet. O da maç boyunca Galatasaray Liv Hospital'ın bu maçı kaybetme ihtimalini bir kez olsun aklıma getirmemem ve sonuçtan duyduğum hayal kırıklığıdır. Sıklıkla dengede giden karşılaşmanın dengesi maç içinde ne zaman bozulsa, skor Galatasaray lehine olmuştu çünkü. İki kere 8 sayıya çıkarmayı başardı Galatasaray aradaki farkı örneğin.

Ama sonu çok dramatik oldu. Laboral Kutxa lehine "maç bitti" dediğim an bitime 2:27 kala Huertel'in kısa mesafeli şutu soktuğu ve maçı 88-84'e getirdiği andı. Maçın sonu öyle bir geldi ki "Keşke bir daha geri gelmeseydi Galatasaray" dedirtti. Çok kritik bir mağlubiyetin sebebi büyük bir savunma hatası oldu. Yani maçın genelinde iki takımın ruh halini de düşündüğümüzde su testisi su yolunda kırıldı aslında.

Kızılyıldız maçını göz önünde tuttuğumuzda hemen hemen benzer bir ruh haline sahipken bu maçtan hiç kopmamasını Galatasaray adına oldukça sevindirici olarak da tanımlayabiliriz, aldatmaca olarak da. Buna sonra geliriz. Asıl mesele; teknik bazı yetersizlikler hâlâ karşımızda duruyor. Üzerine gitmek, irdelemek lazım. Çok çok iyi bir basketbol takımı olmaya en müsait Türkiye takımı çünkü Galatasaray Liv Hospital. Öyleyse yönetim ekibiyle, teknik heyetiyle bu fırsat değerlendirilmeli.

Maç özelinde şunları söylemek mümkün. İlk 6 dakikada 5 hücum ribaundu yaptı Laboral Kutxa. İlk dakikalarda bulduğu her sayılarda da Furkan Aldemir'in hataları vardı. Colton Iverson ile Thomas Huertel oynadıkları her ikili oyunda, potaya top gitmeler üzerinden yapılan servislerde Furkan'ın varlığını hiç hissetmedi Laboral hücumcuları. Ki Euroleague düzeyinde bile bu tarz bir muameleye maruz kalacak son oyunculardandır Furkan Aldemir. Bu durum devamında da savunma sıkıntılarının baş göstereceğinin habercisiydi. Öyle de oldu. Her iki takım adına da aynı şey geçerliydi ancak bundan rahatsız olan taraf Galatasaray'dı. Ergin Ataman'ın ilk yarının son 3.5 dakikasında Furkan-Kerem-Sinan üçlüsünü kullanması da bu rahatsızlığın neden olduğu bir karardı. Ancak maçın havası parkedeki oyunculardan kenardaki oyunculara kadar o kadar derin bir etki gösterdi ve oyuncuların içine işledi ki bu üçlü gidişata hiç tepki göstermediler. Halbuki başta Kerem maçın atmosferinden kendilerini soyutlaştırıp tepki koyabilen, isyan edebilen oyunculardır.

Şu istatistikler inanılmaz. İlk yarıyı 10/17 ikilik isabetiyle tamamladı her iki takım. %58'lik yüzdeyle. Laboral Kutxa 8/19'la %42, Galatasaray ise 6/12 %50'lik bir üçlük yüzdesi yakaladı. Laboral'ın 18, Galatasaray'ın 16 saha içi isabetinin 12'si asistler üzerinden geldi. Bu rakamlar inanılmaz. Ama pek çok şeyin de göstergesi elbet.

İlk yarıda dikkat çeken bir diğer nokta da Sasha Vujacic'in performansı oldu. Çift haneli skor üretti Vujacic ilk yarıda. Bu bazı şartlarda normal karşılanabilir. Vujacic çeşitli skor yapma repertuarlarına sahip bir oyuncu, zaman zaman böyle çıkışlar da yapabilir elbette ancak Galatasaray'ın sezon başından beri en büyük sıkıntısı rakiplerinin günündeki oyuncularını savunmada hiç yıpratmaması ve bu eksikten bir hayli faydalandı Sloven oyuncu. Aynı şey Kızılyıldız maçında Marjanovic ve Balazic için geçerliydi. Oyuna girdiği dakikadan itibaren ilk yarı boyunca Vujacic üzerinden sadece bir kez hücum etti Galatasaray. Onda da Vujacic yokmuşçasına turnike atma fırsatı yakaladı Ender Arslan. Kalan bölümlerde ise kimsenin tercihi Vujacic'in adamı üzerinden hücum yapmak olmadı. Ortada büyük bir maden vardı ancak kazma kürekle o madene koşan yoktu. İdrak etmek gerekir ki ters eşleşme sadece boyalı alanda kullanılacak bir fırsat değildir. Galatasaray boyalı alandaki eşleşme hatalarının üzerine gitmeyi defalarca denedi ancak dışarıdan bu avantajları hiç kullanmadı. Micov'un penetrelerini defalarca izlesek de bu Micov'un gününde olması ve özgüveniyle ilgiliydi, ters eşleşme yakalayıp yakalamamasıyla ilgili değil.

İkinci yarı da aslında ilk yarı gibiydi. İlk beş dakikada Galatasaray Liv Hospital sadece 6 sayı yese de -ki bunun 2'si serbest atış- bunun sert ve caydırıcı bir savunmadan kaynaklandığını söylemek hayli zor. Nitekim üçüncü periyodun son 5 dakikasın tam 17 sayı buldu Galatasaray potasında.

Erceg'in yüksek üç sayı performansı ve Micov'un penetreleri Galatasaray'ın temel hücum planı oldu bu bölümde. Olumlu iyi giden stratejiden oyuncuların hiç vazgeçmemesiydi. Nitekim Arroyo da dahil olmak üzere tüm takım bu iki oyuncu için uygun fırsatları aradı. Fakat yine maçın ruh halinden bağımsız düşünülemeyecek olan top kayıpları da büyük sıkıntılar çıkardı Galatasaray için.

Heurtel'in maçı 88-84'e getirmesinin ardından maça dönebilmek, hatta öne geçebilmek büyük meziyet. Üstelik sürekli hatalı tercihler, panik halli kararlar alınırken savunmaya bu durumun yansıtılmaması çok daha önemli. Bu çabanın sonunu getirememek, kabullenilemez bir savunma hatasıyla Colton Iverson'ın ikili oyun bile sayılmayacak bir pozisyonda Sinan-Vougiouskas ikilisinin adam paylaşımındaki hatası sonucu sonucu attığı boş mağlubiyet turnikesiyle yenilmek ise çok dramatik.

Önemli olan şu: Galatasaray, Kızılyıldız maçını da bu havayla oynadı, Valencia maçının ikinci yarısı da bu şekildeydi. Yani bu maçtaki zihinsel tablo Galatasaray adına kanıksayacağımız bir tablo olma yolunda. Maça tutunmak adına en büyük şans Laboral'in de zihinsel tablosunun aynı şekilde olmasıydı. Yani bu kafa yapısıyla maç boyunca skoru dengede tutmanın aldatıcı tarafı bu. Öte yandan bu durumun oyuncuların paralarını alamamalarıyla ilintisiz olduğunu söylemenin imkansızlığının altını bir kez daha çizmek lazım. Gerçek şu ki Galatasaray'da gördüğümüz bu durum Fenerbahçe Ülker'in Panathinaikos önünde yaşadıklarının habercisi olabilir. Ama yazının başlarında da söylediğim gibi; çok iyi, konsantrasyonu yüksek bir takım halini de alabilir bu kadro. Top yönetimin elinde ne yazık ki.