Ana içeriğe atla

Panathinaikos Hezimetinden Barcelona'ya


Başlayalım.

26 Eylül 2014 tarihli “2013-14 Sezonu Öncesi Fenerbahçe Ülker” başlıklı yazımdan:

“(…)Obradovic geçen sene yaşadıklarının aynısını yaşayacak 2014-15 sezonunda. 7 yeni oyuncu var. Hickman-Goudelock-Bogdanovic üçlüsü çok kritik. Bir kez daha rolleri en başından paylaştırmak durumunda, yine hassas bir denge var ve hata kabul etmiyor. Çünkü bir kez daha skorer kimlikli oyuncular fazla. Oyunu dengeleyebilen, skorerler arasında tampon bölge oluşturabilen oyuncu yine Emir (…)”

“(…) Hickman'ın oyun kuruculuk görevleri yapması aklına gelen en son şey olmalı Sırp koçun.”

“Zoric, dış savunmayı üst düzeyde yapamayan hiçbir takımın taraftarını memnun edemez eğer bir numaralı pivot tercihi olursa.”

“Semih ise geçen sezonki haliyle disiplinli hiçbir koçu, yani dünyadaki hiçbir koçu memnun edemez (…)”

“Zor bir sezon başlıyor Fenerbahçe Ülker için. Geçen seneden bir farkı yok şu andaki durumun. Ama geçen sene yapılan onca transfere anlam versem de bu sene bu kadar transfer yapılmasına anlam veremiyorum. Kötü geçen bir sezonun ardından işleri düzeltmek için yapılması gereken yabancıları baştan aşağı değiştirmek değil çürük parçalardan kurtulmaktır. McCalebb'in gidişine izin vermenin bir anlamı yok, liderini kaybetti bu takım. Kleiza'nın geçen seneki performansının herkesi yanıltacağı belliydi ama onu göndermek yerine eşsiz hizmet kalitesinden faydalanmak gerekirdi. Geçen sene başarısız oldu bu takım, bu senenin başlangıcı geçen senenin kopyası. Gidişat öyle olmaz umarım.”
“(…) Ömer Onan'ın basketbolu bırakma kararı konuşmak gerek. Bugün "kararımdan dönüyorum, çıkıp oynayacağım" dese yine Avrupa'daki en iyi yerli oyuncumuz olarak kariyerine devam eder. (…) Hâlâ çok şey katabilirdi Fenerbahçe'ye.”

Bu alıntılar da 15 Ekim 2014 tarihli “Fenerbahçe Ülker’de Problemler Sürüyor” başlıklı yazımdan:

“ (…)Oğuz ve Zoric'e bağlı bir pivot rotasyonunun kusurlarını giderebilmek için fazlasıyla oturmamış bir takım Fenerbahçe Ülker ve bu dönemde oyuncuların bireysel özellikleri, oyun tarzları sorunların giderilmesi için takım performansından daha büyük önem taşıyacaktır. Önemli olan bu dönemin kısa sürmesi.”

“Fenerbahçe Ülker'in savunmadaki sıkıntılarının yanında hücumda da azımsanmayacak kadar önemli dertleri var. Dertlerin en başında ise sahaya ortak aklın dışında bağımsız bir akıl koyabilecek ve bu sayede sıkıntılı bölümlerde komutanlığı yapacak oyuncunun bulunmaması. Buna ilk aday elbette Preldzic ancak sezon öncesinde de belirttiğim gibi yüksek egolu oyuncuların yanında onlara hükmetmeyi, komutanlık yapmayı bir türlü başarımıyor Preldzic. Bunu yamak için ne kadar iyi niyetli olsa da.”

“Obradovic'in tercih etmesinden çekindiğim kararların tepesinde Hickman'dan oyun kurucu çıkarmak vardı sezon öncesinde ancak Sırp koç bu tercihi yapmış gibi duruyor. Ancak verimli olmayacak bir karar bu. Olmaz da. Maccabi'de geçirdiği iki yıl boyunca yanında Ohayon ve Devin Smith vardı Hickman'ın. Oyuna yön veren aslî isimler onlardı. (…) O takımın skor lideriydi, oyun aklının merkezi değil. Şimdi ona bu görevi vermek, yanında da Bogdanovic, Goudelokc gibi oyuncular varken bunu yapmak hayati bir hata olabilir ve geri dönüşü zor olabilir.”

“Bogdanovic de Hickman da 1 numarada yüksek verim veremezler. Verebilecek oyuncu ise 12 kişilik kadroya giremiyor ne yazık ki. İbrahim Berk Ünsal o oyuncu.”

“Fenerbahçe'nin verdiği görüntü çok parlak değil ne yazık ki. Eldeki kadronun düşük tempolu bir basketbolu kaldırabilmesi de zor. Bazı rotasyonlarda bu yol tabi ki denenebilir, hiçbir takım bütün maçı yüksek tempoda oynamaz. Ancak ana planın hızlı hücumlar üzerine olması daha etkili bir sonuç verecek gibi duruyor.”

Yazının büyük bir kısmını bu alıntılar üzerine kurmamın nedeni sezon öncesinde ve başlarında görülen sorunların hâlâ mevcudiyetini koruması. Panathinaikos maçını bu eksiklerle ilişkilendirip değerlendirmek gerekir. Son dönemlerde moda olduğu üzere “bu tokat bize iyi gelecek” şeklinde bir değerlendirme yapılacak en büyük yanlıştır. Zira bu maçın “tokat” şeklinde değil takımın genel problemlerini iyi değerlendirebilecek bir takımla karşılaşılmasının sonucunda yaşanan ve bundan sonra da yaşanabilecek “doğal sonuç” olarak tanımlamak daha oturaklı olacaktır.

9 Ekim’de oynanan Cumhurbaşkanlığı Kupası maçı sonrasında şunları yazmıştım Fenerbahçe Ülker için:

“Fenerbahçe Ülker'in Semih Erden'i uzun rotasyonuna dahil etmediği sürece ribaund ve ikili oyun savunmasında ciddi problemler yaşayacağı muhakkak (…) Zoric'in de Oğuz'un da ikili oyun savunmalarında başarılı olmasına imkan yok, ayakları çok yavaş. Sınırlı sayıda da başvursa, oynadığı hemen her ikili oyunda başarı sağladı Pınar Karşıyaka, bu iki pivotla 5 rotasyonunu tamamlayan bir takımın yardım savunmaları her daim kusursuz olmak zorunda çünkü. Başka türlü bu ikilinin verdiği gediği kapatmak imkansız. (…) zira Euroleague düzeyinde zaman zaman yardımın çözüm olamayacağı kadar hızlı ikili oynayan takımlarla karşılaşacak Fenerbahçe Ülker. Önlemi bir an önce almak şart.”

Sorun şimdi de aynı. Panathinaikos maçında yaşananlara bakalım. Oyun kurucuları Dimitris Diamantidis. Skor yapmak için başvuracakları ilk yol şüphe yok ki ikili oyunlar. Önemli bir kolaylık bu. Başarılı oluyorlar mı, evet. Diamantidis gibi bir oyun kurucuya sahip olan bir takımın ikili oyunlardaki verimi muhakkak ki yüksek olur ancak Batista’nın ikili oyun sonunda bitirdiği herhangi bir pozisyonda Fenerbahçe Ülker tarafından bir dirençle karşılaşmaması ”Zeljko Obradovic” vizyonunda kabul edilemez. Bu problem defalarca tekrarlıyorsa, sadece savunmadaki dirençsizlik nedeniyle Fenerbahçe Ülker yalnızca ilk yarıda farkın 20’lere kadar çıkmasına “izin” veriyorsa sorumlu kişi takımın başantrenörüdür ve hesap vermesi gerekir.

Alıntılarda da bahsettim, yine tekrar etmek de yarar var. Euroleague’de başarılı olmanın bir numaralı şartını, yani önemli bir savunma gücüne sahip olmayı başarabilmek için buna uygun bazı oyuncuları takıma katmak zaruridir. Ömer Onan, Terrence Kinsey, Gasper Vidmar gibi oyuncuların bir arada oynadığı dönemler oldu Fenerbahçe’de. Şu anda yaşanan eksik bir anlamda da bu.  Ekseriyetle, hatta tamamıyla hücumda istediklerini gerçekleştiremediğinde, daha doğrusu topla oynama fırsatı eline geçmediğinde savunmadaki konsantrasyonunu da kaybeden oyunculardan kurulu Fenerbahçe Ülker. Bu durum şöyle bir sıkıntı doğuruyor ki Oğuz’lu rotasyonlarda pivotu da dahil olmak üzere sahada bulunan 5 oyuncunun tamamı elinde topu belli bir süre isteyen ve skoru bu şekilde yapma alışkanlığına sahip oyuncular oluyor. Böyle bir kadroda herkesi memnun etmek imkansız, topu yüksek standartta paylaşmak da…

Hickman’ın düşüşü bu yüzden, Bogdanovic’in dalgalı çizgisi bu yüzden, hatta Goudelock’ın diğerlerinin arasından sıyrılması da bu nedenden ötürü. Nitekim topla oynama özgürlüğüne en çok o sahip. Fakat onun haricinde bu özgürlüğü isteyen, daha doğrusu belli bir plan dahilinde de olsa topla bir süre vakit geçirmek isteyen en az 5 oyuncu daha var Fenerbahçe Ülker’de. Bir takım bu kadarını kaldıramaz. Üstelik bir tane bile üst düzey savunmacıya sahip değilken, hatta karakter itibariyle yüksek mücadele gücüne sahip bir oyuncuya bile sahip değilken.

Bu takımın kaçınılmaz sonu kırılganlıktır, Diamantidis gibi oyuncuların yapacakları ikili oyunlar karşısında yaşanılan çaresizliktir. A.S. Slaughter’ın ısınması ve şut ritmini antrenman düzeyinde bulmasının tek nedeni rakip kadronun buna fırsat vermesidir. Zira ilk şutları girdikten sonra hiç dirençle karşılanmadı, tehdit olarak algılanmadı Slaughter, her attığı üçlükten sonra bir kez daha boş şutu buldu. Hatta daha rahatını. Dirençle karşılaşmamasını kadronun yapısıyla bağlantılı olduğu göz ardı edilemeyecek bir gerçektir. Ömer Onan’ın bu takıma çok şey katacak olması da tam olarak bu nedenden. Hâlâ aktif oyuncu olsaydı Slaughter’a karşı bir direnç noktası oluşturabilirdi Fenerbahçe ve bu direnç noktası doğaldır ki Ömer Onan olurdu.
%69’la üçlük attı Panathinaikos, Batista 6/8 şut isabetiyle oynadı. 7 kez top kaybetti Fenerbahçe, sadece 7. Tüm bu rakamlar 7 top kaybına rağmen oldu.Slaughter top kaybedilen hücumların devamında gelen kolay üçlükler bularak 7/10 üçlük atmadı. Klasik set hücumlarında attı üçlüklerini. Yapılan savunma Panathinaikos’lu oyuncular için ritim bulmayı öylesine kolaylaştırdı ki Fotsis 4/4, Blums 3/3 üçlük attı. 14 ikilik, 18 üçlük gördü Fenerbahçe Ülker potasında. Üstelik Panathianikos’un top kaybı rakamı 16. Bu kadar top kaybı yapan bir takımın ritmini bu kadar yukarıda tutamazi tutmamalı. O halde tüm bunların bir “tokat” olmama ihtimali meydana çıkıyor ki asıl düşündürücü olan bu.

Maç içerisinde direnci, direnç noktası oluşturabileceğiniz oyuncularla sağlayabilir bir takım. Bu, savunmadaki dirençle olabileceği gibi hücumda yapılanlarla da olabilir. Ancak dengeyi oturtmak gerekir. Dengeyi bir taraf lehine ciddi anlamda bozmak diğer kısmı da etkisiz hale getirir. Fenerbahçe Ülker’in direnç noktası elbette hücumu olabilir ancak savunmada direnç noktasının var olmaması hücumda yapılacakları da etkisiz hale getirir. Zira sadece birinin bile herhangi bir takımın sistemine büyük farklılık getirebileceği 3 yabancı getirdi Fenerbahçe Ülker. Hücumun bu kadar sürede oturması zaten mümkün değil. Yani rakiplerini hücumuyla maçtan koparacak bir düzeye gelmesine çok ama çok zamanı var.

Yarın Barcelona’yla oynayacak Fenerbahçe Ülker. Neredeyse bütün kısalarıyla ikili oyun oynayabilen ve hemen herkesle bu ikili oyunları bitirebilen bir takım Barcelona. Oturmuş savunmaları bile ciddi anlamda gevşetebiliyor set tempoları. Final Four takımı olmak da böyle bir şey zaten. Panathinaikos’tan daha iyi takım olması değil önemli olan, Fenerbahçe Ülker’e ters gelen oyunları Panathinaikos’un çok daha yukarısında becerilerle yapıyor olması. Örneğin Diamantidis kadar iyi ikili oyun oynayan bir oyuncuya sahip değiller ama Panathinaikos’tan daha iyi ikili oyun oynayan bir takım.

Sonucu şöyle bağlayabiliriz. Euroleague yapı itibariyle ilk turlardaki performansların ciddi önem teşkil ettiği bir organizasyon değildir. Hatta bir nebze TOP 16’da oynanan oyunlar bile yanıltıcı, hatalı kanaatler verebilir izleyenlere. 2011-12 Euroleague sezonunda TOP 16’da Galatasaray’la aynı galibiyet rakamına sahip olarak çıkan Olympiakos’un yaptıkları, bir yıl sonra da Anadolu Efes’i playoff’ta büyük zorluklarla eleyip şampiyon olmaları gibi. Ya da yine 2011-12 sezonunun ilk turunda yalnızca iki maç kaybedip TOP 16’da elenen Real Madrid örnekleri belleklerde çok taze.

Fakat Fenerbahçe Ülker’le ilgili sıkıntı bunların dışında. Yapısal bir sıkıntı ve kadro karakteriyle ilgili bir takım sorunlar mevcut ve bu sorunlar Euroleague düzeyinde üstünü örtmenin kolay olduğu sorunlar değil. Bu eksikliklere karşı orta düzeyde çözümleri olan her takım ciddi problemler, iyi çözümleri olanlar da ağır yenilgiler yaşatabilir Fenerbahçe Ülker’e. Ancak kadro kuruldu bir kere. Ne yapılacaksa bu kadroyla yapılacak. Kolay mı değil ama sadece Obradovic’in varlığı bir vizyonun göstergesidir ve sadece bu vizyon da Final Four’a katılamamanın ağır bedeli olması anlamına gelir.