Ana içeriğe atla

Sığ Rekabetin Derinleşmesi Ve Anadolu Efes'in Önemi

2013-14 Beko Basketbol Ligi final serisinin şampiyonluk maçına Galatasaray Liv Hospital’ın bazı nedenlerle çıkmamasına kadar uzanan sürecin başlangıcı 2010-11 sezonuydu.


Türkiye sporunda temel gidişat çok açık. Galatasaray ve Fenerbahçe’nin aynı anda ağırlığını koyması bir spora olan ilginin artması için ilk şart. Ancak bu iki takımın zirveyi birlikte paylaşması, diğer rakiplerinin önüne geçmesi sporumuz açısından olumlu sonuçlar vermiyor ne yazık ki. Sonuç bir şekilde kargaşa ve karşılıklı salvolar halini alıyor.

Bundan kurtulmanın yolu bu iki takımın elinde değil. Galatasaray Liv Hospital ve Fenerbahçe Ülker arasında oynanacak bir final serisi yeni sığ tartışmaların, değersiz çatışmaların önünü yine açar. Kurtuluş yolu diğerlerinin elinde. Bu iki takımın dışındakilerin.

Galatasaray ve Fenerbahçe’nin basketbola olan yatırımlarını sürdürmeleri basketbolumuzun izlenirliği, hatta diğer takımlarımızın maçlarına olan katılım adına bile önemi azımsanmayacak kadar yüksek ancak zirveyi bu iki takımın eline bırakmamak hem basketbolumuz hem de sportif değerlerimiz açısından temel mesele.

Aklıma yatan en sağlıklı gidişat Anadolu Efes’in “lokomotif” tanımlamasını hak edecek düzeye bir kez daha erişmesi. Attıkları her 5 adımın en az 4’ünün sağlıklı olması. Paralarını har vurup harman savurmamaları. Ve dolayısıyla basketbolumuzun bir kez daha en büyüğü olması. Bunun tarafgirlikle bir ilgisi de yok. Sorun tamamen basketbolumuzun futbolun sürüklendiği uçurumdan uzak durması. Çünkü gidişat şaşmıyor ne yazık ki. Tepede Fenerbahçe ve Galatasaray kulüpleri bulunduğunda yaşadıklarımız hiçbir zaman hoş olmuyor.

Gerçekçi de olmuyor bir yandan. Şan şöhret peşinde koşan ve bu doğrultuda kararlar alan yönetimleri izliyoruz. Geçen sezonunun finalindeki şartların hiçbiri değişmeden Ülker Sports Arena’ya gidecek mesela Galatasaray Liv Hospital pazartesi akşamı. Ünal Aysal yönetimi devam etseydi de bu böyle olacaktı. Nedeni de can güvenliğinin temin edilmiş olması değil normal sezonun altıncı haftasında alınacak bu radikal kararının etkisinin yüksek dozda uçuculuğu olacaktı.

Belleğimizi bundan 3,5 yıl öncesine götürelim. Fenerbahçe Ülker, Galatasaray taraftarları önünde Abdi İpekçi’den oynanan karşılaşmada şampiyon olmuştu ve tıpkı daha öncesinde Fenerbahçe Ülker taraftarlarının Anadolu Efes’e yaptığını bu sefer Galatasaray taraftarları Fenerbahçe Ülker oyuncularına yapmıştı. Sonuç yine hazindi. Çünkü bu durumun temelinde belli oranda hazımsızlığın bu sığ rekabetin karşı tarafına karşı iyice azıyor olması yatıyordu. Şaşırtıcı değil.

Bu durumda bu iki takımın kendini en tepede görme fikrine kapılmalarını engelleyecek üçüncü bir gücün varlığı şart. Çünkü bu iki takım birbirlerine karşı terazi bir taraf lehine çok ağır bassa da her zaman yukarıda göreceklerdir kendilerini. Ancak üçüncü bir gücün varlığı halinde durum böyle olmayacaktır. Anadolu Efes bunu başarırsa bu iki takımın elindeki sığ rekabeti bir anda ortadan kaldırıp basketbolumuza ciddi bir değer katacaktır.

Aslında geçen sene Galatasaray yönetiminin oyuncuların emeklerini acımasızca hiçe saydığı o kararın ardından olması gereken şüphe yok ki oyuncuların buna itiraz etmesi, basını da bu yolda akıllıca kullanmasıydı. Koçu “savunmada dikkatsizlik yapıyoruz” dediğinde “kim yapıyor, ben görmedim” diyebilen LeBron James kadar güçlü olmaya gerek yok bunun için. Sadece akıllı olmak yeter. En azından Galatasaray’dan kovulanın Fenerbahçe veya Anadolu Efes’te aynı paralara oynayabileceğini bilmesi de yeter.

Ama Türkiye’de durum böyle olmuyor. Konuşmuyor oyuncularımız. O zaman yöneticileri de susturmak lazım. Şiddet veya lafla değil, basketbolla.