Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İlk Tur Sonrası Anadolu Efes Mesaisi

Dusan Ivkovic’in 2012 yılında yaşadığı Euroleague şampiyonluğu hiç şüphesiz kariyerinin yüz akıdır. Sadece Olympiakos için değil, Yunanistan basketbolu için çok anlamlı ve sembolik bir şampiyonluktu. Ancak 2015’in aralık ayı itibariyle geldiğimiz noktada bu şampiyonluğun Ivkovic için önemli yanılgıların merkezi olduğunu görüyoruz. Bu yanılgının Ivkovic’in bu gün de vazgeçmediği oyun felsefesi ve bu felsefenin Vassilis Spanoulis ile olan ilişkisi üzerinden şekillendiğini söyleyebiliriz.
Aslında bu sezon Anadolu Efes’te izlediğimiz oyun kurucunun mutlak karar mekanizması olduğu ve etrafının dört topsuz hareketliyle donatıldığı oyun 2011-12 sezonu Olympiakos’unun oynadığı basketbol ile büyük oranda paralel. Yaratıcı sayısındaki darlık ve neticesinde Spanoulis merkezli bir hücum kurgusu. 2011-12’de aynı tanımlamayla açıklanabilecek bir plan Euroleague şampiyonluğunu getiriyor lakin bu sezon -ilk tur grubundan 2. sırada çıkmasına karşın- pek çok açıdan sorunlu, somut bir başar…

Mekanizmaları çalıştırma sorunu

Şirket, fabrika, ülke, şehir veya basketbol takımı… Yönetilen her ne olursa olsun başarıya giden yolda iki temel mekanizmayı çalıştırmamanın kaçınılmaz sonu başarısızlık olacaktır: Denetim ve bedel.
Olası bir sorun sağlam denetim mekanizmasıyla, öncesinden bertaraf edilebilir. Bu sorun yaşanmışsa da sağlıklı bir bedel mekanizmasıyla yenilerinin önüne geçilebilir. Bedel bünyesinde yüksek dozda caydırıcılık barındırır çünkü.
Yazının devamı için tıklayınız.

Vesely-Udoh-Dixon Üçgeni

Zeljko Obradovic’in Jan Vesely ve Ekpe Udoh’u aynı anda sahada tuttuğu rotasyon Fenerbahçe’yi rakiplerinden daha iyi bir takım haline getirmiyor sadece. Çok daha farklı ve önlem alınamaz kılıyor. Bu iki oyuncu rotasyona tabi tutularak değil birlikte oynadıkları zaman daha verimli oldu sezon boyunca. Hala da öyle. Dolayısıyla Fenerbahçe’yi rakiplerinden çok daha farklı kılan, halihazırda Euroleague şampiyonluğunun en önemli adayı yapan bu birlikteliği bozmanın bir anlamı yok. Kızılyıldız maçının ilk beşi bu anlamda sıkıntılı. Vesely ve Udoh aynı anda başlamıyor çünkü. Bu da kısaların oyun konforunu -gerek hücum gerek savunmada- ellerinden almak anlamına geliyor. Buna hiç gerek yok bu saatten sonra.
Vesely-Udoh ikilisini bütün maç yan yana oynatmak mümkün değil elbette. Ancak maça bu ikiliyle başlamak rakiplerin maç planlarını bozmak, taşları yerinden oynatmak ve onları oyunun kalanı için kırılgan hale getirmek adına işlevsel. Devre başlarında bu ikiliyi yan yana mümkün ola…

Mahmuti’nin Görevi Ne Kolay Ne De İmkansız

Dusan Ivkovic’le ilgili hayal kırıklıklarımı yazılarımda sıkça anlattım ve gidişat odur ki anlatmaya devam edeceğim. Oyun kuruculara verdiği rol, bu temelde takımın kalanını dışlayan bir oyun planı, kolay sayı bulmak adına hiçbir adım atılmıyor olması, bazı özel yeteneklere -oyun planı anlamında- gösterilen muamele vs… İlerleyen zamanlarda bununla ilgili yazıp çizecek daha pek çok şeyin olacağı açık. Bununla birlikte sezonun ortalarına doğru yaklaşılırken Oktay Mahmuti’nin göstermiş olduğu performans da Ivkovic kadar büyük bir hayal kırıklığı. İki üst düzey koçun kolay sayı bulmaya ve rakip savunma reaksiyonlarına bu denli az değer veriyor olmalarına inanmak çok zor.
Sorunun temeli belli: Hücumu çok boyutlu hale getirememek. Yani her hücumu tahmin edilebilir kılmak. İki koç da bu zaafları azaltmak veya bu zaaflardan kurtulmak için uygun malzemelere sahipken başaramıyorlar bunu üstelik. Darüşşafaka Doğuş için bazı yanlışları içinde barındıran transfer politikasından bahsed…

Doğru Plan

Beşiktaş Sompo Japan’ın mevcut kadrosu somut başarılar için hala yetersizdir ancak Yağızer Uluğ’un takıma yerleştirmeye çalıştığı oyun prensipleri titiz kadro planlamalarıyla birlikte uzun vadede önemli başarılar yakalamak adına umut vericidir. Yapılan hatalardan ders çıkarıp bu hatalara sağlıklı reaksiyonlar verebiliyor olmak ise Beşiktaş Sompo Japan için bir diğer önemli artıdır. Sadece 4 gün önce Zenit St. Petersburg karşısında yapılan hatalardan alınan dersler Anadolu Efes’in birtakım yanlışlarıyla birleşince ortaya kıymetli bir zafer çıktı.
Beşiktaş Sompo Japan’ın Anadolu Efes karşısında üstünlük kurmasının en önemli sebebi her maç biraz daha oturan hücum kurgusu. Rakip savunmaların sağlıklı yerleşim yapmalarına izin verilmiyor. Uzun süreler beş şutörü sahada tutan bir takım Beşiktaş Sompo Japan. Daha önemlisi her an her şutör için uygun fırsatın ansızın gelebiliyor olması. Aynı zamanda bu şutörlerin varlığının farklı eksiklerin kapatılması amacıyla kullanılıyor olma…

Olympiakos'un Anlattıklarını Anlamak Gerek

Anadolu Efes playoff’ta oynanacak bir seri için Olympiakos’un tercih edeceği bir rakiptir. Zira Anadolu Efes’te, Olympiakos’un oyun planını işlevsel kılan birtakım sıkıntılar mevcut. Bu sıkıntılar sezon içerisinde kesin olarak giderilebilir durmuyor ancak dün oynanan karşılaşmada görüldüğü üzere rakiplerin bundan faydalanma sıklığı asgari düzeye indirilebilir. Bunu başarmak ve maçın çok daha geniş bölümlerine yaymak imkansız değil.
Anadolu Efes’i Olympiakos için cazip kılan iki önemli özellik bulunuyor. Bunlardan ilki oyun kuruculara yüklenen ağır görev ve iki oyun kurucunun da özel bir lider olmamaları neticesinde kimi zaman bu görevin altında eziliyor olması. İkincisi ise sistemin çok önemli bir bölümünü kaplayan Thomas Heurtel’in mutlak bir savunma zaafı içeriyor oluşu.
Yazının devamı için tıklayınız.

Yapılması Gerekeni Kartal Yaptı

“Türkiye, sorumluluk almaktan çekinen, hata yapma korkusuyla etliye, sütlüye karışmayan yerli oyuncularla kaynıyor.” Bu ifadeyi Kartal ve Beşiktaş Sompo Japan başlıklı yazımda kullanmıştım ve iddiamın hâlâ arkasındayım. Öte yandan bu, kapsayıcı bir ithamdır ve yeri geldikçe istisna teşkil eden oyuncuların altını çizmek gerekir. Bu istisnaların tepesindeki isimlerden biri de hiç şüphe yok ki Kartal Özmızrak.
Yıllardan bu yana sorumluluktan kaçmak bir yana, sahada bulunduğu her anı gerçek bir oyun kurucu içgüdüsüyle sorumluluk almak için yanıp tutuşarak geçiren çok az genç oyuncu görmüştür Türkiye. Kartal bu nedenle son derece kıymetli. Dolayısıyla üzerinde defalarca durmak, değerini anlatmak gerekir. 10 Kasım 2015 tarihinde çıkan “Kartal Özmızrak kadro dışı kaldı” haberi bu bakımdan son derece anlamlı ve anlatıcıdır.
Yazının devamı için tıklayınız.

Real Madrid Zaferi Ve Fenerbahçe'nin Yolu

Fenerbahçe için Euroleague’de ilk turun, oyun planını test edip bu planı keskinleştirmek amacını taşıyan bir geçiş süreci olacağı belliydi. Euroleague’in en tepesindeki takımlar için de geçerli bu durum. Real Madrid de belli başlı konularda çeşitli arayışlar içinde. Barcelona Lassa için de aynı şeyi çok daha fazlasıyla söylemek mümkün. Fenerbahçe için sevindirici olan taraf geride kalan iki sezonun aksine Zeljko Obradovic’in sezon öncesinde tasarladığı plana olan güveninin sarsılmıyor, Real Madrid karşısında bile uyguluyor oluşu.

Sezonun kalanında Fenerbahçe’nin ulaşabileceği düzeyi belirleyecek ana konu Jan Vesely ile Ekpe Udoh’un sahada aynı anda bulundukları dönemde hücumun ne kadar işlevsel olacağı. Oyuncu profilleri üzerinden bir çıkarım yapmaya çalıştığımızda çok verimli bir plan görüntüsü vermiyor bu ikilinin sahada aynı anda bulunması ancak Obradovic’in bu ikiliden beklediği -keskin olmayan- oyun profili değişimi ve gelişiminin gerçekleşmesi halinde Vesely-Udoh iki…

Kartal ve Beşiktaş Sompo Japan

Bir antrenörün takımını hücum veya savunma kimliklerinden biri ile ön plana çıkarma hakkı vardır. Yapılan tercih başarıya giden yolda engel değildir. Ancak bu iki taraftan biri aleyhinde kapatılamayacak defoların varlığı iyi olunan taraftan alınan verimi önemli ölçüde azaltır. İçinde bulunulan seviye yükseldikçe çok daha şiddetli bir hal alır bu durum.
Beşiktaş Sompo Japan’ın 2015-16 sezonunda yaşayacağı sıkıntı çok büyük ihtimalle bu olacak. Eldeki kadronun Eurcop’ta başarılı olması bir yana dursun, Basketbol Süper Ligi’nde playoff yapması dahi sürpriz olarak nitelendirilebilir. Zira transfer planlaması yapılırken hücumun iyi planlanmasına karşın savunmanın günlük yamalarla toparlanabileceğinin düşünüldüğü anlaşılıyor. Öyle ki Beşiktaş savunmada sürekli açıklar veriyorken eldeki malzeme bu sıkıntıya uzun vadeli ve sağlam bir çözüm üretmek için son derece yetersiz.
Yazının devamı için tıklayınız.

Gidişat McCollum Üzerinden Şekillenir

Galatasaray Odeabank kadrosu iyi planlanmış, aynı zamanda pek çok oyun planını belirli düzeyde oynamaya elverişli bir kadro. İhtiyaç ise bu kadroyu verimli bir rotasyon ve sağlıklı bir rol paylaşımıyla kullanmak. Ergin Ataman bunu yapabilecek bir antrenördür ve sezon ilerledikçe, bir kez daha sakatlıklar silsilesi vuku bulmaz veya skandallar zinciri ayyuka çıkmaz ise, çok daha yüksek seviyelere çıkacaktır Galatasaray Odeabank’ın oynadığı basketbol.
Geride kalan 3 resmi karşılaşmada iki Eurocup ve bir Euroleague takımıyla karşılaştı Galatasaray. Her an, her dakika Avrupa’nın 1 numaralı ligine sahip olduğumuz tüm yetkili ağızlarca söyleniyor ise Trabzonspor Medical Park’ı Litvanya ekibi Neptunas’ın üzerine koymakta bir sakınca olmamalıdır. Ben de değerlendirme ve kıyaslamayı bu temelde yapacağım. Her karşılaşma Galatasaray’ın oyun planlamasıyla ilgili doğruları yanlışları henüz sezon başında olmamıza karşın yüksek netlikte gösterdi.
Yazının devamı için tıklayınız.

Bu Maçı Heurtel Anlatır

Önce Pınar Karşıyaka. 2014 yazında Esteban Batista’yı Panathinaikos’a, bir yıl sonra da Diebler, Dixon, Barış ve Strawberry’i Euroleague düzeyine gönderdi Pınar Karşıyaka. Bunun devamı da gelecek gibi görünüyor. Gidişat; iyi bir sistem takımından marka haline dönüşümü simgeliyor. Bu marka da her yaz Euroleague’e oyuncu ihraç eden bir takımı temsil ediyor. Ulaşılabilecek en son nokta ise koçların sistemi oluşturan değil sistemin içerisindeki parça haline gelmesi ve oyuncu ihracatının sürekliliğinde koç değişikliklerinin keskin bir öneme sahip olmaması. Zira Ufuk Sarıca için çok daha gösterişli bir gelecek yavaş yavaş kaçınılmaz bir hal almaktadır. Pınar Karşıyaka ise son noktaya ulaşabilme yolunda Ufuk Sarıca önderliğinde sağlam adımlarla ilerlemekte.

2014 Haziran’ında 16 sayı farktan gelip Anadolu Efes’i uzatma sonucunda 91-88 mağlup etmişti Pınar Karşıyaka. Hem de bu farka üçüncü periyotta ulaşılmıştı. Çarşamba akşamı da 15-0 başlayan, ilk periyodun sonunda 26-12’lik…

Bu Kadro Umut Verir

Anadolu Efes’in 2014-15 kadro yapılanması birtakım defolara, yanlış rol paylaşımlarına ve bazı bilinmezliklere sahipti. Ancak buna rağmen oynanan oyun tehlike sinyalleri vermiyor, hatta bazı noktalarda çok olumlu izler bırakıyordu. Dusan Ivkovic sahada ne yaptığını bilen, aslında atla deve etmeyecek bir kalite fazlasıyla daha yukarılara oynayabilecek bir oyun planı oluşturmayı başarmıştı. Fenerbahçe izlendiğinde akıllarda beliren çoğu soru işareti Anadolu Efes için söz konusu değildi.
Ivkovic’in elindeki malzeme hayal edilen final four için yeterli düzeyde değildi. Buna şüphe yok. Ama sağlam bir strateji etrafında oyuncuların da oyuna inanmasıyla birlikte pek çok eksiğini kamufle etmeyi başardı. Oyunun mental ve teknik çıkış noktası savunmaydı. Her an yüksek dozda maruz kalınan dış pres, rakip takımlar için hücumları çileli hale getiriyor ve akıcılıktan uzaklaştırıyordu. Cedi Osman ve Dontaye Draper’ın bu süreçte aldığı kritik rol, Saric’in hücumdaki çeşitli belirsizlik…

Yine, Yeni Arayışlar

2014-15 sezonunda ulaşılan final four başarısını Bjelica üzerinden tanımlamak arka planda kalan faktörlere saygısızlık gibi görünse de geride kalan Fenerbahçe sezonu açısından yerinde olacaktır. Aynı şekilde 2014-15 öncesinde yaşanılan hayal kırıklıklarını da Bojan Bogdanovic transferine kadar götürebiliriz. Zira Bojan Bogdanovic sahip olduğu sınırsız skor yetisiyle kendisini çalıştıran koçlar için salt “elit bir skorer”den daha fazlasıyla bağdaştırılıyor ve görev tanımlaması o şekilde yapılıyordu. Sonuç Bogdanovic için de bünyesinde bulunduğu takım için de olumlu olmuyordu.
Eğer sağlıklı bir sezon öncesi planı kurgulanmamış ve mevzu bahis plan keskinleştirilememişse Bjelica’nın 2014-15 sezonunda yaptıkları normalden çok daha belirleyici olabiliyor. Bu, bir oyuncuya haddinden fazla bağımlı bir düzene işaret eder. Dolayısıyla o oyuncunun ufak bir sendelemesinin sonuçları ağır olabilir. Fenerbahçe’nin Real Madrid karşısında yaşadığı gibi. Ya da Xavi Pasqual’in yıllar süre…

EuroBasket 2015 | Hırvatistan

İspanya veya Litvanya gibi en alt kademe basketbol okullarından başlayarak aynı basketbol doktriniyle oyuncu yetiştirmeyen ülke milli takımlarının başarı planlamaları kesin ve basit stratejiler üzerinden kurgulanmalıdır. Bu husus şüphesiz oyuncu temellidir. Yani etrafındaki takım arkadaşlarının işini kolaylaştıran oyuncular çizilen planların merkezine oturtulmalı, yan unsurlar bu istikamette belirlenmelidir. Bu durum oyuncunun ne kadar kaliteli olduğuyla ilgili değildir. Örneğin Ersan İlyasova son derece kıymetli bir oyuncudur ancak Ömer Aşık gibi bir oyuncuya sahip olmak Ersan başta olmak üzere her oyuncunun iş konforunu yükseltir.
Söz konusu Hırvatistan ise işleri kolaylaştırabilecek doğru oyuncu Ante Tomic’tir. Bu durum Tomic’i Hırvatistan’ın tartışmasız bir numaralı skor opsiyonu yapmaz ancak şüphe götürmez bir şekilde oyunun merkezine koyar, daha doğrusu koymalıdır. Aslında Jasmin Repesa döneminde geçen süre itibariyle Hırvatistan’dan göremediğimiz tam manasıyla bu…

Nereden Gelir Nereye Giderler

2006 yazı basketbol tarihimizin unutulmaz yazlarındandır. FIBA 20 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası Türkiye’de düzenlenmişti. Alt yaş kategorileriyle ilgili izlediğim nadir turnuvalardandır. Ama son derece özel bir yeteneğin gencecik halini izlemişti o turnuvanın takipçileri. O özel yetenek Ersan İlyasova’ydı tabi ki. Basketbolla yeni yeni tanıştığım dönemlerde Oğuz Savaş, Cenk Akyol, Semih Erden ve Hakan Demirel’in ilerleyen yıllarda varabilecekleri yerin ne olacağını hayal ettiğimde geldiğimiz noktanın çok daha fazlası belirmişti zihnimde. Ve şüphe yok ki haklıydım.

Üçünün de bugün olması gereken yer bundan çok daha fazlasıydı. 28. yaşı için gün sayarken Oğuz Savaş’ın tarihinde ilk defa Euroleague oynayan bir takıma transfer olmaması gerekirdi, Hakan Demirel 29 yaşında ancak oynadığı takım sayısı profesyonel olarak geçirdiği yıl sayısının üzerinde belki. Cenk Akyol ise sayı atmak için dizayn edilmiş çok özel bir yetenek iken kariyerinin en verimli olması gereken dönemini Eu…

Pınar Karşıyaka, Anadolu Efes’in De Kafasını Karıştırdı

“Doğru basketbol, başarılı olabilmek adına doğru adımlar ve her şeyin ötesinde çok çok daha büyük bir vizyonun taşıyıcısı olabilecek düzeye gelmeyi başarmış bir koç… Yolun sonu Final Four’a kalmış bir takımı eleyebilmeye kadar gidebiliyor. Şampiyon olabilirler veya olamazlar ancak şurası kesin ki Anadolu Efes’i finalin tartışmasız favorisi olarak göstermek mümkün değil. “

Bu satırlar Fenerbahçe Ülker-Pınar Karşıyaka serisinin ardından yazıldı. Sebebi ise gayet basit. Sezon içerisinde her günü, hatta her dakikayı ilerleme kaydederek geçirmeyi başarmış bir takım Pınar Karşıyaka. Ve ulaşabilecekleri zirveye ulaşmış durumdalar. Türkiye Basketbol Ligi’nde sezon öncesi planını bu denli keskinleştirip finale kalmayı başarmış bir takımı en son ne zaman izlediğimizi hatırlamaya çalışsak uzunca bir süre düşünmemiz gerekir.

Yazının devamı için tıklayınız.

Vesely-Oğuz Birlikteliği,Karşıyaka’nın Cevabı Ve Final Yolculuğu

Kenny Gabriel, Juan Palacios ve D.J. Strawberry, Pınar Karşıyaka kadrosuna 2014 yazında dahil edildi. Banvitspor gibi bir örnek karşımızda dururken en kıymetli 5 parçasından 3’ünü 2014 yazında transfer etmiş bir takım için uzun süreli bir birliktelik ve bunun sonuçlarından bahsedilemez elbette. Ancak ortaya çıkan sonuç bu bilgileri kağıt üzerinde bırakıp zihinlerde farklı bir algı oluşturuyor.

Bobby Dixon ve John Diebler çekirdeğine yapılan bu eklemeler Ocak ayında Erkan Veyseloğlu’nun katılımı neticesinde ortaya çıkan kadro sezon ilerledikçe ve Avrupa’da alınan başarılı sonuçların da yarattığı kaynak etkisiyle daha tehditkar bir hal aldı. Birbirlerinin rolleriyle kesişmeyecek şekilde tasarlanmış, rol paylaşımında bütünlük sağlayan, öncesinde fazlasıyla düşünülüp araştırılmış transferler belli ki. Ufuk Sarıca’nın geldiği günden bu yana Pınar Karşıyaka’da gösterdiği performans da gerek transfer süreçleri gerek saha içi kriterleriyle birlikte düşünüldüğünde Euroleague dü…

Giresun Da Deplasman, İstanbul Da…

19 Eylül Spor Salonu evimden çarşıya çıkmak üzere çıktığım her yolculukta karşısından geçtiğim, ilkokul ve ortaokul günlerinde parkelerinde basketbol oynadığım bir salon. O yaşlarda parkelerinde basketbol oynarken de dün akşam saatlerine doğru Yeşilgiresun, Sakarya Belediyespor’u mağlup edip Türkiye Basketbol Ligi biletini alırken de var olan ortak duygu tribünlerdeki coşkuydu.

Ulaşım epey kolay salona. Şehir merkezinden çıkıp 15-20 dakikalık bir yürüyüşle varabilirsiniz. Giresun, sosyal aktivite anlamında türlü zenginlikler de içermiyor. Ama futbolda süper lig için fındık kabuğunu doldurmayacak kadar umut varken Atatürk Stadyumu full çekerdi. Haftasonları dershanelerin sabah vardiyalı öğrencileri genellikle toplu halde çıkış yaparlardı son derslerden hocalara selam vererek. İçlerinde ben olmazdım, zira mevzu bahis stadyumda veya salonda maç izlemekse üşengeçlikte sınır tanımam ancak toplu kaçışların ortak adresi Atatürk Stadyumu olurdu. Bense en son Sergen’li Eskişehirs…

Her Şey Real Madrid'in İstediği Gibi

Önce hakem mevzusuna değinmek gerekir. Real Madrid, uzun rotasyonun en kıymetli 3 parçasını beş faul aldıkları için kaybediyor. En değerli oyuncuları Rudy Fernandez ise dört faulle tamamlıyor maçı. Yapılan hakem hatalarını seçip ortaya koymak elbette mümkündür ancak sezon genelinde oyunu hakimiyeti altına almış Real Madrid için alınan kararlardan, çalınan düdüklerden başka bir şey yoktu sahada. Bazı pozisyonlar özelinde hakemlere veryansın edenler mutlaka olabilir ve haklıdırlar da ama gayet beklenilebilir bir durum karşısında kafa olarak beklediğim kadar hazır değildi Fenerbahçe Ülker oyuncuları. Nemanja Bjelica da büyük olasılıkla hakemin kararına değil kendi oyununa kızdığı için verdi o tepkiyi. Real Madrid, maçı hakem kararlarıyla kazanmadı.

Fenerbahçe Ülker, kritik parçalarının vermeleri gereken yardımı vermeleri bir yana hiç beklenmeyecek oyuncularının sorumsuz tercihler yapmaları, aynı zamanda Real Madrid’e antitez oluşturacak 1-2 oyuncu profiline sahip olmaması…

Conley, Allen ve Curry Merkezinde 4 Maç

İlk maçın ardından yaratılan hava ikinci ve üçüncü maçların nasıl geçeceğine dair ipuçları vermese de Mike Conley’nin dönüp dönmeyeceğinin pek çok açıdan en belirleyici kıstas olacağı kesindi. Conley salı günü oynanacak olan ikinci maç öncesinde taraftarla müjdeli haberi şu sözlerle vermişti;

“Pazartesi zor geçti çünkü etrafında oynamamı istediklerini söyleyen insanlar vardı. Ailem ‘Hayır, oturman ve sağlıklı olduğundan emin olman lazım.’ der gibi. İnsanlar beni sağa sola çekiştiriyor. Fedakarlıkta bulunup ne kadar sayı attığıma bakmadan takım için ne yapmam gerekiyorsa yapacağım.”

Yazının devamı için tıklayınız.

Playoff'un Enleri

Takım sayısı azaldıkça en iyileri, en kötüleri seçmek daha kolay oluyor. Aşağıdaki sıralamalar tamamen bireysel görüşlerimdir, bazı oyuncuları da atlamışımdır belki. Sonuçta bir maçı 100 kişi izler, 100 farklı görüş ortaya çıkar.Yazının devamı için tıklayınız.

Bu Barcelona O Barcelona Değil

Playoff ilk maçında Olympiakos’u 73-57 mağlup ettiğinde bu galibiyet Barcelona’nın Euroleague’de arka arkaya aldığı dokuzuncu evinde ise sekizinci galibiyet olmuştu. Form düzeyi bu düzeydeyken üst üste 3 maç kaybetmiş olmanın analizinde oyunculara özel bir yer açmak mutlaka gerekir. Zira aradaki bütçe farkı böylesine fazlayken seriyi kaybetmek koçun sorumluluğunda olsa da bu seriyi son maça taşıyamama ve üst üste 3 mağlubiyet almanın faturasını oyunculara kesmek gerekir muhakkak.

Ama yazıyı bu istikamette sürdürmek şüphe yok ki Giannis Sfairopoulos, Vassilis Spanoulis, Georgios Printezis ve onların özelinde tüm takıma büyük haksızlık olur. Öyle ki ortada Barcelona’yı dört bir taraftan kuşatan bir koç ve kusursuz performanslar sergileyen iki oyuncu vardı. 4 maç sonunda playoff atmosferini kaldırabildiğine dair kuvvetli emareleri özellikle bu iki oyuncu ve Navarro’dan gördük sadece. İşin içine teknik detaylar ve Sfairopoulos’ın başarısı eklenince 2-1’lik bu fark çok dah…

Daha İyisi Olabilirdi

Dusan Ivkovic’in Real Madrid serisinde en büyük başarısı her hamlesinin teknik olarak mantıklı bir açıklamaya sahip olması, standart dışı bir şeyleri kovalamıyor olmasıydı. İlk 3 maçta ve son maçın ilk yarısında seri öncesi ve seri sırasında ince ayarlarla tasarlanmış planlar uygulandı. Ancak üçüncü çeyreğin hemen başında Real Madrid’in Reyes önderliğinde ilk 1.5 dakikayı üstün oynaması sonrası Ivkovic, 4-5 rotasyonunu Saric ve Bjelica’yla doldurmayı tercih etti. Seride ilk kez teknik açıklaması yapılamayacak bir karar almış oldu böylelikle Ivkovic. Bunu bir yere not edip ilk yarıda nelerin doğru yapıldığına bakalım.

Şüphesiz ki Anadolu Efes -sonucu etkilememiş olsa da- her maçın gidişatını ters yöne çeviren ve Real Madrid’in karşılaşmalarda paçayı kurtarmaya bakmasına neden olan en önemli faktör Felipe Reyes’in etkinliğinin sekteye uğratılması ve oyunun temposunu düşürme yanılgısına kapılmaması oldu. Reyes’in etkisizliği ilk iki maçta faul problemi şeklinde ortaya çıkar…

Madrid’e giden maç 27 maçın özeti oldu

Maçın başından sonuna kadar geçen sürede Fenerbahçe Ülker’in sezonun ilk maçından Madrid’e kadar uzanan yolculuğu boyunca geçirdiği evrimleri, inişli çıkışlı grafikleri, sorunları ve bu sorunlara ürettiği çözümleri görmek mümkün. Maçın sonu da tıpkı oynanan 27 maçın sonu gibi başarıyla tamamlandı. Koskoca bir sezonun özetini izledik Maccabi serisinin üçüncü maçında, bu özeti böyle bir karşılaşmada izlemiş olmak ise son derece aydınlatıcı ve anlamlıydı.

Obradovic’in Semih Erden’le ilgili memnuniyetsizlikleri, Goudelock’un oyun içi tahakkümünün diğer takım arkadaşları üzerindeki olumsuz etkisi, Zisis transferinin ve sebepleri, Preldzic’in kağıt üzerindeki görevini sahaya yansıtmasındaki tutarsızlıklar, pivot tercihleri arasında yaşanan gelgitler vs… Bunların hepsi 27 maç süresince Fenerbahçe Ülker’in uğraştığı zaman zaman başarılı kimi zaman ise başarısız sınavlar verdiği konular.

Yazının devamı için tıklayınız.

Şu Fotoğrafı Gel De Anlat

Real Madrid ve Anadolu Efes arasındaki güç farkı o kadar yüksek ki evinde maçı izleyen hemen herkesin Anadolu Efes’in bu serinin bir maçını bile kazanamayacağını düşünmesi gayet normal. Böyle durumlarda terazinin yukarısında kalan takımların kaderi o inançsız kitleyi inandırmaktır. Tıpkı Anadolu Efes’in bugün yaptığı gibi.

Önce şunu bir yere not etmek gerekir. Son yılların en dahiyane playoff stratejilerini Ivkovic’ten izliyoruz. Dün akşam izlediğimiz görkemli performansı her yönüyle teknik açıdan ele almanın mümkün olması da bunun göstergesi. Real Madrid için ne bireysel olarak dipte gezen oyunculardan bahsedebiliriz ne sakatlardan ne de cezalardan. Tam kadro oynadılar, en iyi oyuncuları maça harika başladı. Gerisi mühim değil. Real Madrid için bireysel anlamda olağanüstü bir durum olmadığını anlatmak için yeterlidir bu iki faktör.

Yazının devamı için tıklayınız.

Oyun Kusursuz,Semih’i Zaten Durduramazlar

Bazen bir periyotta sergilenen görkemli performanslar maçın devamında olumsuz etki yapabiliyor. Fenerbahçe Ülker dün akşam bunu yaşamadı. İlk periyotta oynanan basketbolun etkisi Jasikevicius’lu Maccabi kadar yıkıcıydı, tarz olarak da benzerlikler mevcuttu. Ancak daha önemlisi tam anlamıyla rakibe göre dizayn edilmiş ve rakibin eksikleri üzerine uygulanmak üzere tasarlanmış bir basketboldu. Obradovic’in kafasından geçenlerden başka bir şey görmedik sahada. İlk periyodun da etkisiyle maçın normal bir maç gibi seyreden bazı bölümlerinin göze battığı bile oldu.

Semih Erden ve Kenan Sipahi tercihleri Obradovic’in keskin bir planının olduğunun işaretlerini veriyordu. Bu tercihler Maccabi’nin savunmadaki zaaflarının üzerine gidebilmek adına nokta atışı oldu. Maç öncesinde düşünülenlerin izdüşümünü sahada fazlasıyla gördük.

Yazının devamı için tıklayınız.

Damgayı Ivkovic Vurdu

K.C. Rivers dışında şut ritmini yakalayan tek kısa yok, Gustavo Ayon başarılı servislerle besleniyor ve kolay pozisyonlardan buluyor sayılarını. Ancak son periyodu gazozuna oynayabiliyor Real Madrid. Bu sonuç yüksek oranda Real Madrid’in kalitesini gösterebilir ama Dusan Ivkovic’in planının birkaç yanlış dışında mükemmele yakın olduğu ve Krstic’in de çok iyi günlerinden biri olmadığı gerçeğini değiştirmez. Real Madrid maçın üçüncü periyodunda farkı açmış olabilir ancak plan doğrudur ve daha dirençli hale de getirilebilir.

Maça Nenad Krstic’in etrafına dört atıcı yerleştirerek başladı Ivkovic. Krstic’e uygun şartlar hazırlamak adına böyle bir tercih yapmış olma ihtimali yüksek ancak sahada işler pek de öyle olmadı. Topsuz kısalar çok hareketsizdi, Krstic’in getirdiği perdelerin devamında toplu kısaya mutlaka yardım getirdi Real Madrid savunması ancak o topun iki vasıtayla da olsa Krtsic’e inmesi için topu elinde tutan Anadolu Efes kısasına pas opsiyonu oluşturulamadı.

Ya…

İkinci Yarıda Ne Değişti

İlk yarıyla ikinci yarı arasında gözle görülür bir fark vardı. Hatta “ikinci yarı” yerine “üçüncü periyodun son 4 dakikasıyla başlayan süreç” de diyebiliriz. Yani olumsuz süreçte yapılacak fazla sayıda eleştiri, fitilin ateşlendiği dakikalardan itibaren ise hakkını vermemiz gereken bir takım vardı.

Maccabi Electra savunmasını gevşetmek adına bazı prensipler ortaya koyulabilir. Bu prensipler Maccabi’nin atletik oyunculara sahip olması nedeniyle her perdede, her topsuz koşuda devamlı olarak adam değiştiriyor olması ve topu elinde tutan oyuncuya sahanın neresinde olursa olsun yardım getirmesiyle ilgili. Fenerbahçe Ülker kısalarına düşen temel görev kararları kesin olarak alıp hızlı uygulamaya geçirmek. Dolayısıyla gerek yardımlar gerekse adam değişimleri sırasında verilen açıklardan azami düzeyde yararlanmak.

Yazının devamı için tıklayınız.

CSKA – PAO Serisine Ön Bakış

Bir sene sonra tekrar aynı eşleşmeyi izleyeceğiz. Geçtiğimiz sezonun yine bu zamanlarında CSKA-Panathinaikos eşleşmesi 5. maça kadar uzamıştı. CSKA ilk dört maçını Teodosic’siz oynamış ve serinin beşinci maçına gelmesine engel olamamıştı. 5. maçta ise Teodosic 30 sayı atarak final four’a yükseltmişti takımını. 74-44’lük skor ise bir serinin 5. maçı için fazlasıyla gurur kırıcıydı.

İki tarafın da geçtiğimiz seneye oranla daha iyi durumda olduğunu söylemek mümkün. Özellikle iki oyuncunun varlığının bu noktada CSKA Moskova ve Panathinaikos adına kıymeti çok fazla. CSKA Moskova’da bu oyuncu şüphe dahi yok ki Nando De Colo. Top elindeyken sahanın her tarafına hakim ve aklının emrettiklerinin dışına çıkmıyor. Milos Teodosic’in bu sezon oynadığı görkemli basketbolun altında yatan önemli faktörlerden biri gayet açıktır ki De Colo’nun varlığı. Oyunu içeriden kuran Viktor Khryapa yokken çok ciddi bir yükü aldı Teodosic’ten, hatta fazlasını yaptı.

Yazının devamı için tıklayınız.

Anadolu Efes – Real Madrid mesaisi

Real Madrid ve Barcelona’nın futbol felsefelerinin aksine basketbolda çok sayıda ortak noktayı paylaştıkları kesin. Bu iki takımın anlayışı milli takımın yapısını da ortaya çıkarıyor aslında. Parkede Real Madrid veya Barcelona varsa sürekli ve belli bir plan dahilinde hareket halinde olan beş tane oyuncu görmek mümkün. Kimi zaman can sıkıcı kimi zaman da yıkıcı olabiliyor bu hareketlilik. Uğraşmak da fazlasıyla zor ancak 2010 yılından bu yana da şampiyonluk yok. Bu Anadolu Efes’i favori yapmaz, en büyük iki favoriden birinin Real Madrid olduğu gerçeğini de değiştirmez ancak değerlendirme yapmamız için de engel değil mevcut beklentiler. Önemli olan doğru oyunu oynayarak telaş yapmamak ve üzerine kurulan yapının er ya da geç bir gün Real Madrid karşısında tehditkar bir hâl almasını sağlamak.
Altını çizmek gerekir. Real Madrid’in hızlı hücumları iyi oynuyor olması Anadolu Efes için tempoyu düşürmenin zorunlu veya gerekli olduğu anlamına kesinlikle gelmemeli. Arada böylesine…

Eksiler Ve Artılar

Anadolu Efes üzerinden maçlık Fenerbahçe Ülker üzerinden ise genel bir resim çizebilmek mümkün bu maçta. Zira Fenerbahçe Ülker açısından önemli arayışların olduğu, bu maçın ötesinde Obradovic’in kafasını meşgul eden planların ve soru işaretlerinin olduğu gayet açık. Anadolu Efes ise birtakım karmaşıklıklarla uğraştığı bir maçı daha başarısız bir sonuçla geride bıraktı.

Anadolu Efes’i çok zorlayan ve zorlamaya devam edecek ciddi sıkıntılardan biri hücum başlangıçlarını fazlasıyla gecikmeli olarak yapmaları. Öyle ki direnç noktası yukarıda olmayan Fenerbahçe kısalarını ciddi bir problemle karşılaştırmadılar maçın ilk bölümlerinde Hücum süresinin bitimine 10 saniye kalan başlayan setler hiçbir savunmayı bozamaz zira. Cedi’nin Melih karşısında hem boy hem de çabukluk avantajını kullanması önemliydi ancak onun haricinde savunmayı okumaktan -maç özelinde- fazlasıyla aciz kısalara uzun süre topu emanet eden ve ekseriyetle Krstic-Heurtel arasındaki bağlantı üzerine yoğunlaşmış …

Problem Kısalarda

Sadece yazıp geçmek gerek aslında, dirençsiz Fenerbahçe Ülker kısaları önemli bir koz oldu Laboral Kutxa için. Özellikle San Emeterio’nun en sevdiği hücum şekli bu ters eşleşmeler, hemen hepsini değerlendirdi.

Fenerbahçe Ülker cephesinde ise koç Obradovic’in özellikle farkına varması gereken şudur ki mevcut sorun kısalarda. Uzunlarda değil. Yapılan uzun tercihleri ise hep güven temelinde gerçekleşiyor, yani Vesely ve Bjelica mümkün olduğunca oyunda kalıyor. Semih Erden ilk periyotta üç dakika oynayıp çıktı örneği, nededi belli değil. Bjelica çok kısa süre kenarda kalıp oyuna girdi onun yerine. Bunun da nedeni belli değil. Ya da güven diyelim, fark etmez. Ama uzunların verimsizliğin nedeni fazlasıyla belli: Kısalar.

Yazının devamı için tıklayınız.

Bu Açık Kapanır

Gerek sezon öncesi oynanan hazırlık maçları gerek sezonun ilk resmi maçlarında Obradovic’in oyunun gidişatına karar verme görevinin önemli bir bölümünü Bogdan Bogdanovic ve Ricky Hickman arasında paylaştırdığı görülüyordu. Hatta Bogdanovic’te iyi bir oyun kurma yeteneği gördüğünü söylemişti Obradovic. Bu karar her ne kadar yanlış ve gerçeklikten uzak olsa da -ki sezon içerisinde kolay vazgeçildi bu plandan- bir bakıma çıkarım yapabileceğimiz bir düşüncedir. Böylesine önemli bir koç boşuna vermez böyle bir kararı. Şöyle ki; bu görev için ilk iki aday Bogdanovic ve Hickman ise bu iki oyuncunun oyun zekalarının, karar verme yetilerinin azımsanmayacak bir düzeyde olduğu sonucu çıkarılabilir. Obradovic’in de faydalanmak istediği buydu. Ancak şunu da söylemek mümkündür ki özellikle Hickman’ın oyun zekasının üst düzeyde olması saha içinde bu özelliğini hangi yöne kanalize ettiğinin gözden kaçmasına engel olmaması önemlidir.

Üst düzeyde, hatta şampiyonluk mertebesinde ispat et…

Mantzaris’ten Spanoulis Çıkarmak

Ivkovic döneminde atılan temeller üzerinde ilerleyen bir takım Olympiakos. Bunun önemi Spanoulis gibi bir oyuncu yokken bile aynı oyunu belli bir düzeyde oynayabilmeleri, yani seviyeleri oyuncunun değerine oranla çok daha az aşağı iniyor. Oyun istedikleri gibi seyrederse maçtan koparmak mümkün değil. Anadolu Efes’i ise var eden, dönemlik patlamalar yaptıran oyun Spanoulis yokluğunda Olympiakos’u ana plandan koparabilirdi.

İlk periyodun ilk dakikalarında boyalı alanın etkili kullanılması ve farkın belli bir noktaya gelmiş olması Olympiakos için panik yapılacak bir durum değildi. Heurtel’siz oynanan bir oyuna Heurtel sonrası devam edebilmek Anadolu Efes gibi bir kadronun bütün maç boyunca sadık kalabileceği bir planı işaret etmez. Önemli olan soru şudur: Anadolu Efes kaç defa savunma kaynaklı hızlı sayılar bulabildi Olympiakos karşısında? Buna iç ferahlatıcı bir cevap verilemiyorsa Olympiakos da maçın içinde kalacak demektir. Kesin olan bir başka gerçek de şudur ki iş son…

Bjelica'nın Etrafında

Samadro Samuels, Nicola Melli karşısında Bjelica ve Oğuz var. Fenerbahçe Ülker ilk periyodu boyalı alandaki bu eşleşmede sağlanan Bjelica tarafında hareketlilik, Oğuz tarafında fizik avanatajını kullanarak geçirdi. Boyalı alanın etkin kullanımı kısaların boyalı alanı zorlamalarından çok uzunların verimli kullanımıyla ilgili. Özellikle Oğuz-Bjelica kombinasyonu iki oyuncunun da yüksek saha görüşüne sahip olması itibariyle oldukça verimli.

Karşı tarafta Emporio Armani Milano hücumlarının çıkış noktası Zisis, Bogdanovic, Serhat üçlüsüyle başlayan Oğuz’la biten Fenerbahçe Ülker savunmasını pick&roll’lerle gevşetip kolay sayılar bulmak. Bu noktada Oğuz’un pozisyon alma becerisi, kısaların da yüksek direnci planını bozdu Milano’nun, Hackett-Samuels arasındaki bağlantının güçlenmesine de hiç izin vermedi Fenerbahçe Ülker savunması. Görüntü şu hali aldı ve fark açıldı: Oğuz-Bjelica kombinasyonu, onların sadece Samuels ve Melli ikilisini kullanarak savunmada başarıya ulaşm…

Doğru Plana Dönüş

Heurtel’in Anadolu Efes’teki varlığını hissettirmeye tam anlamıyla başladığı Olympiakos maçından sonra ilk rakibin Nizhny Novgorod olması çok şeyi değiştirebilirdi belki de Anadolu Efes için. Olympiakos galibiyeti yanlışı doğru gösterdi çünkü. Öte yandan her şeyden önce aklı daha çok hücumda olan bir takım Nizhny Novgorod ve A.Efes’in çözmesi gereken Heurtel sonrasında ,defalarca belirttiğim ve belirteceğim üzere, temel stratejiyi değiştirmeyip bazı gerekli taktik hamleleri yapmak, savunmayı hücuma geçiş aracı olarak değil hücumun kaynağı olarak görmek.

Nizhny Novgorod karşısında oynanan oyun Anadolu Efes’in sezonluk planlamasını üzerinden inşa ettiği oyundu. Gözle görülür bir şekilde sahaya girip çıkanı belirleyen temel kıstas savunma performansıydı, son birkaç maçın aksine. Öyle ki yeri geldi Lasme ve Draper, yani bu takımın en iyi savunmacıları yaptıkları savunma hataları ve ciddiyetsizlikleri nedeniyle aynı anda kenara geldiler.

Yazının devamı için tıklayınız.

Kağıt Üzerinde Preldzic, Sahada Oğuz

Üçüncü çeyreğin başlarındaki ikili oyun savunmasında yaşanan zafiyeti Olympiakos Spanoulis-Dunston ikili oyunlarıyla harika değerlendirdi. Final four geleneği edinmiş bir takımın yapması gerektiği gibi bu düzeyde zor bulunacak bir açığı azami sıklıkla kullandı Olympiakos. Bu bölüm dışında ise Fenerbahçe Ülker rakibinin ritim bulmasını kanun koyucu gibi yasakladı adeta. Fenerbahçe Ülker adına önemli bir eşiktir bu karşılaşma.

Hickman’ın denkleme net olarak dahil olduğu Anadolu Efes karşılaşmasından bu yana Fenerbahçe Ülker’in oyunundaki gelişim final four adına çok daha umut verici. Sezon başından itibaren yazıyorum. Bu takımın Euroleague yolculuğunun ne kadar uzayacağını belirleyecek ana hat Goudelock’ın oyununun ondan arda kalanların ritmini ne yönde etkileyeceğinden geçiyor. Goudelock’ın sezonun böyle bir döneminde kombinasyona çok daha açık hale getirmek imkansız ama ona temel denklemin dışında bir rol vermek gayet mümkün.

Yazının devamı için tıklayınız.

Bu İş Böyle Olmaz

Altını defalarca çizmek gerekir ; Teodosic’in zihinsel olarak oyundan düşme olasılığı gerçekçilikten epey uzak artık. Euroleague’in en iyi oyuncusu olduğunu söylemek bile mümkün onun için -ki bence öyle- dolayısıyla sadece eski alışkanlıkları üzerinden gereksiz ezberleri yapmanın bir anlamı yok. Mağlubiyetin kesinleştiği anda sert çıkış yaptığı Fenerbahçe Ülker maçı geçmişte yaptıklarının bir örneği değildir. Dolayısıyla Teodosic kafa olarak maçtan koparsa bu hesapta olmayan sürpriz bir gelişmedir artık, öyle değerlendirilmelidir. Nihayetinde, bunlarla uğraşmak yerine odaklanmak gereken CSKA Moskova’nın ikili oyunlarının üçüncü periyotta olduğu gibi ezber halini almasını önlemek. En önemlisi bu. Ama dün de gördük ki Anadolu Efes, Teodosic’in oynadığı ikili oyunlarını hemen hiç savunamadı üçüncü çeyrekte. Bir periyot boyunca Teodosic’in verimli ikili oyun oynamasını ise Euroleague’de -1-2 takım dışında- hiçbir takım kaldıramaz.

Maçın ilk yarısıyla ikinci yarısı epey fark…

Hem İnandı Hem İnandırdı

Galatasaray Liv Hospital’ın maç boyunca oynadığı basketbolu Fenerbahçe Ülker ilk yarıda oynasaydı Galatasaray’lı oyuncular ikinci yarıya çıkamayacak hale gelirdi belki de. Rakibi yormak adına tek yol hızla rakip sahayı geçip kısa sürede sayılar bulmak değildir. Set temposunu, top trafiğini, topsuz koşuları ve katları arttırarak da rakip takım yorulabilir. Ama bunların hepsi bilinçli, planlı ve belli bir ezber dahilinde olmalı. Aksi fuzuli çabadır, başka bir şey değil.

Fenerbahçe Ülker hızlı hücum konusunda hiçbir ezbere sahip değil. 3’e 1, 3’e 2 fark etmez. Hızlı hücumda iyi pozisyon alabilen oyuncu sayısı az, hızlı hücumu sağlıklı yönlendirebilecek kimse yok, Emir Preldzic’in meçhul iyi oyununu beklemek gerekir ki Galatasaray Liv Hospital maçı bu ihtimalin peşine düşmek için uygun değil. Öyleyse geriye kalan seçenek set hücumlarında topu ve topsuz oyuncuları koşturmak. İlk periyotta olduğu gibi. İlginç olan ve alışkanlık haline gelen Fenerbahçe Ülker’in maçlara yüksek t…

Derbi Öncesi Fenerbahçe Ülker

Euroleauge’de üst üste alınan altıncı galibiyetten sonra Fenerbahçe Ülker için bundan yalnızca üç hafta öncesine göre çok daha olumlu olunabileceği açık. Anadolu Efes galibiyetiyle başlayan süreçte özellikle Hickman’ın atılımıyla bazı sorunların çözüm hamleleri daha kolay atılıyor.

Pek çok sorun sayılabilir ancak Fenerbahçe Ülker’i sezon başından bu yana defalarca açmaza sokan bir numaralı problem takımdaki “Goudelock ve diğerleri” görünümü oldu. Şurası açık; pas alışverişini sağlıklı hale getiremeyen hiçbir takımın Euroleaugue’de final four şansı kalmadı artık. Öte yandan Goudelock’ın sezon başından itibaren hücumda aldığı rolün sürekli artması, bir numaralı skor planından bir numaralı oyun planı halini alması pas alışverişinin sağlıklı hale gelmesinin önündeki en büyük duvar oldu.

Yazının devamı için tıklayınız.

Heurtel Sonrası Ve Malaga

Thomas Heurtel’in oyundaki ağırlığının artmasından itibaren Anadolu Efes’te baş gösteren temel problem Unicaja Malaga karşısında da tüm etkisiyle ortaya çıktı ilk yarıda. İlk başta belirtmek gerekir ki Anadolu Efes esnek bir oyun planına sahip değil, kadro yapısı buna izin vermiyor. Yani temel strateji üzerinde ancak ince rötüşler yapılabilir. Dolayısıyla sezon başındaki planda ciddi değişikliklere gitmek mümkün değil. Gelgelelim bu hatayı Heurtel sonrası en başta oyuncular yapıyor ve temel plandan ciddi sapmalar, strateji üzerinde kararsızlıklar yaşıyorlar. Açıkça görüldü; Heurtel’siz başlayan Malaga maçında o sahadaymış gibi oynadı Anadolu Efes, bu kafa yapısı Unicaja Malaga karşısında bile ilk yarıda farkın çift hanelere ulaşmasına neden oldu. Çünkü kafalardaki karışıklık önce savunmayı vurdu.

Anadolu Efes, Euroleague’in en iyi hücum takımı değil ancak kolay sayı bulabilme konusunda hafife alınmayacak bir beceriye sahip. Bu kolay sayıların temelini ise savunma oluştur…

All-Star Sonrası Ersan Yükselişte

Ersan İlyasova'nın sürekli sağlık sıkıntıları yaşaması Milwaukee basınındaki rahatsızlığın iyiden iyiye artmasına neden olmuş ve bu rahatsızlık Ersan'ın iş ahlakını sorgulama boyutuna kadar gelmişti. Artık alışagelmiş bir durum olarak All-Star arası sonrasında Ersan İlyasova'nın performansını ve rakamlarını tekrar yukarı çıkardığını görüyor ve mutlu oluyoruz. Unutmayalım ki bu yaz en büyük kozumuz o olacak.

Uzun uzadıya yazıları yaz ayında yazarım ama ufak bir tespit olarak söyleyebilirim ki Milwaukee Bucks'ta Türkiye'deki kadar kısıtlanmıyor Ersan. Umarım Ergin Ataman, Tanjevic'in yaptığı hataları yaparak onun yeteneklerinin çok kısıtlı bir bölümünü kullanabilmesine neden olmaz.

Bu arada Ersan son 6 maçında çift haneli sayı üretti ve maç başına %46 ile ortalama 1.8 üçlük isabeti buldu 14.8 asyı 7.2 ribaund ortalamaları yakaladı. Bu maçların üçünde double-double yaptı ve ikisinde takımının en çok sayı atan oyuncusu oldu.

Son olarak Giannis Antetokounmpo'yu…

Arroyo'nun Ayrılışı Üzerine

Carlos Arroyo’nun takımdan ayrıldığını açıklamasının ardından “Galatasaray saha içinde şöyle zorlanacak, böyle sıkıntılar yaşayacak” gibi teknik değerlendirmeler yapmanın hiçbir anlamı yok. Arroyo’nun takımdan ayrılma noktasına nasıl geldiği de düşünüldüğünde tartışma ancak Galatasaray Basketbol Şubesi’nin vizyonu üzerinden yapılır. Öyle de olmalıdır zaten. Bir organizasyonu maddi manevi ciddiyetten bu kadar uzak işletmenin Türkiye Basketbol Federasyonu nezdinde bir yaptırımı olmasa bile taraftar ve spor severler nezdinde bir yaptırımı ve değerlendirmesi muhakkak ki olmalıdır.

Ciddiyetsizliğin kol gezdiği bu süreci forma skandalına kadar götürmek mümkün olsa da önem verilmesi gereken Oktay Mahmuti’nin takımın başına getirildiği 2010/11 sezonu ve devamı itibariyle yapılanlardır. Nitekim uzun soluklu basketbol atağı 2010/11 sezonuyla birlikte başladı Galatasaray’da. Oktay Mahmuti’yi de Ergin Ataman’ı da Galatasaray’a koçluk yapmayı kabul ettiren bu ataklardır ancak görünmek…

Laboral'e Karşı Panik Yapılmaz

Anadolu Efes’in, en iyi oyuncusunu transfer ettiği Laboral Kutxa’yı evinde yenememesinin maçın içeriğinden bağımsız olarak hiçbir şekilde kabul edilir bir tarafı olamaz; ancak biraz daha düşündürücü olan Dusan Ivkovic’in bu sezon hemen hemen hiç kapılmadığı panik haline kağıt üzerinde ve sezon boyunca daha iyi olduğu bir rakibe karşı kapılmasıydı. Öyle ki planın çok temel parçası olan Cedi Osman’ı sadece 7 dakika oynattı bugün, uzunca süreler Lasme-Krstic ikilisini yan yana kullandı, Bjelica’yı 8 dakika oynattı sadece ve bu 8 dakikanın uzun bir bölümünü tek başına pivot olarak oynadı.

Maç içerisindeki gidişat bu tarz kararlara zorlayabilir koçları. Ancak Laboral Kutxa maçının karakterinde böyle bir kararı almayı gerektirecek bir durum var gibi gözükmekle birlikte böyle bir zorunluluk hali yoktu. Bu tercihler sadece paniğe kapılmakla açıklanabilecek tercihlerdir. Sıklıkla Obradovic’ten de gördük böyle panik halli tercihleri bu sezon. Uzun vadede başına türlü problemler …

Efes Kazandı Ama Ataman Kaybetmedi

Carlos Arroyo’nun yokluğuna uzun vadede çözüm bulabilmek mümkün değil, farklı bir sistem ve strateji gerektirir bu eksiklik ancak bu durum tek maç için geçerliyse onun yerini doldurabilmek adına Ender Arslan şüphe yok ki bu ligdeki tek alternatif. Bir de günündeyse çok daha kolaylaşıyor her şey. Bugün Galatasaray Liv Hospital’ın Anadolu Efes karşısında çizdiği yolda da Justin Carter’le birlikte en önemli lokomotif oldu Ender. Çok daha önemli hatta.

Heurtel eşleşmesini kusursuzca kullandı maç boyunca. Ivkovic’in bu eşleşmeyi değiştirmemesi hafif bir hatanın çok daha ötesindeydi muhakkak, ancak defalarca başarıyla bu eşleşmeyi sekmeden başarıyla kullanbilmek ayrı bir oyun zekası ve beceri gerektirir. Ender’de bu fazlasıyla vardı. Sadece kendini değil, tüm takımı da yukarı çekti bu eşleşme üzerinden. Ergin Ataman, Ender’i diri tutmak adına Ivkovic’in Heurtel özelinde yaptığı hatayı yapmayarak savunmada Heurtel’le eşleştirmedi onu. Bu zor görevi Sinan’a verdi.

Yazının devamı için tıklayını…

75 Bin Lira!

Üzerinden yaklaşık 17 gün geçmiş olması ve son olarak Duygun Yarsuvat'ın konuyla ilgili spor ahlakımızın bulunduğu noktanın vehametini gösteren açıklamalarının ardından Göktürk Ural'ın Ergin Ataman'dan tokat yemesine ilişkin bugün bir yazı yayınladım ve Türkiye Basketbol Federasyonu'nu bu konuyla ilgili "çaresizlik ve acziyet içinde bulunma" ile suçladım, daha da giydirdim hatta. 75 bin dolarlık ceza açıklandı bugün TBF tarafından. Bana da bu karar sonrası özür dilemek düşer elbet.

Ama birtakım itirazlarım var yine de. Zira gerekçe ve kararda belirtildiği üzere olayın vuku bulma tarihi 8 Şubat 2014, cezanın kesildiği tarih ise 25 Şubat 2015. Her ne şekilde gelmiş olursa olsun 75 bin lira caydırıcılık düzeyi tatminkar derecede yüksek ve tam da benim istediğim, hatta istediğimin bile üzerinde olan son derece tarihi bir rakamdır ve bu kararın etkisi önümüzdeki günlerde daha iyi anlaşılacaktır ve konuşulacaktır mutlaka. Ancak uzun vadede ceza sürecinin kısaltılm…

Ataman'ın Tokatına Neresinden Bakalım?

Ergin Ataman'ın Göktürk Ural'a tokat atmasının üzerinden epey zaman geçti. Bu mevzu üzerine birkaç klasik laf da ben edeyim. Başlayalım.
Olayla ilgili en samimi yorum Galatasaray başkanı Duygun Yarsuvat'tan geldi kanımca "Ben şahsen Türkiye'nin ve Avrupa'nın en iyi koçlarından olan hocamızı cezalandıramam." Fazlasıyla doğru. Önemli olan Galatasaray'ın Ergin Ataman'ı cezalandırması falan da değil zaten, önemli olan böyle bir olay sonrasında Türkiye Basketbol Federasyonu'nun gerekli yaptırımı Galatasaray kulübüne terk etmesi. Spor medeniyetimizin bulunduğu nokta açısından hırsıza mal emanet etmek çok daha akla yatkın olur.
Federasyon, Galatasaray'ın geçtiğimiz sezon final karşılaşmasına çıkmaması olayında bulunduğu çaresizlik, acizlik ve işe yaramazlık içinde olup biteni izleyerek lisansını verdiği bir basketbolcusunu savunamadı bile. Halbuki Ergin Ataman, rakip takımdan bir oyuncuya herhangi bir yerde bu davranışta bulunsaydı yüksek olasılıkl…