Ana içeriğe atla

Ender ve Arroyo'suz Bu Kadar!


"Dünyada 100 gram akıl varsa; 90 gramı Abdülhamid Han'da, 5 gramı bende, geri kalan 5 gramı da diğer devlet liderlerindedir." demiş ya Alman imparatoru Otto von Bismarck, aynen öyle. Galatasaray Liv Hospital'da 100 gram akıl varsa 90 gramı Carlos Arroyo, 5 gramı Ender Arslan, kalanı da diğer oyunculardadır. Öyleyse bu iki oyuncunun yokluğunda belirlenmesi gereken maç stratejisinde "oyun aklının" kıymeti asgari düzeyde önem arz etmelidir. Ergin Ataman da bu doğrultuda belirledi maç stratejisini. Sürekli koşturdu oyuncularını.

Maçın başında Justin Carter-Patric Young-Sinan Güler gibi oyuncuların olduğu bir rotasyonda bu plan büyük başarıyla uygulandı. Sürekli hızlı hücumların zorlanması suretiyle mümkün olduğunca oyuna zeka katmanın değerini azalttı Ergin Ataman, çünkü aksi durumda ALBA Berlin'de de yüksek oyun zekasına sahip oyuncular olmasa da Galatasaray Liv Hospital'ın temel planı çökecekti. O temel plan Arroyo gibi bir zeka merkezine dayanıyordu nitekim. Önce kendi defosunu giderdi bu yolla tecrübeli koç. Doğru da yaptı. Özellikle Erceg'in bu plan neticesinde boş şutlar bulması, el üzerinden attığı şutlarda da kendine yüksek güven duyması ve takımın skor istasyonu halini alması, özellikle maç başında ALBA Berlin'i zor şutlara zorlama planının devamındaki hücumları daha anlamlı kıldı. Farkı bir ara epey açmayı başardı Galatasaray.

Ancak böyle bir oyunu bu kadar dar bir rotasyonla oynamak fazlasıyla sıkıntılı. Bu rotasyonla oynanacak her oyun gibi. Bu temponun devamında Sinan'ın erken faul problemine girmesi ilk çelmeyi taktı. Ardından yorulmalar ve ciddi anlamlarda savunma gedikleri ayyuka çıktı. Öyle ki maç başında Redding'in bire birlerinden başka bir skor tehdidi bulamayan ALBA Berlin, ilerleyen dakikalarda boyalı alan içerisinden ekseriyetle Radosevic-Renfroe üzerinden oynanan ikili oyunlarda Deron Williams-Mehmet Okur kombinasyonu tarzında bir süreklilik sağladı ve aradıkları ivmeyi kazanmaya başladılar.

Öte yandan Galatasaray Liv Hospital'da tekrar tekrar üzerinde durulması gereken bir yanlışlık var. Şurası kesin ki Furkan Aldemir gibi bir oyuncuyu kaybettikten sonra pivot tercihinde hata yapmak kabul edilemez. özellikle Ian Vougioukas transferinin hatalı bir tercih olduğu bizzat ilk ağızdan söylendikten sonra aynı sezon içerisinde Yunan pivotun transferinden daha hatalı, en azından hatalı olduğu daha işin başından belli bir tercih yapılamaz. Ama yaptı Galatasaray. Tahminim o ki: Maccabi Tel Aviv'in kovduğu Aleks Maric'i kattı kadrosuna. Top 16'ya katılan takımların kadrolarından oyuncu göndermemeleri olağanüstü durumlar dışında süregelen bir gelenek iken Maric'in ayrılma nedenini bizzat oyuncuyu gözlerken anlayabilir herkes. Kilo fazlası 37 ekranlı bir telefondan belli oluyor. Ağır tempolu bir karşılaşmada bile 4 dakikadan fazlasını verimli oynamayacak kadar yetersiz kondisyonu. Böyle bir hatalı transferin ardından birinin çıkıp Maric'i alma nedenini açıklaması, hesap vermesi gerekir. Ama gidişat o ki sezon sonunda Ergin Ataman bir pivot transferi için daha "hatalı transfer" ifadesini kullanacak.

Bu yorumu maça bağlayalım. Yüksek tempoyu sürdürülebilir kılmak özellikle Maric'in oyuna dahil olmasının ardından imkansız hale geldi. Hatta bazı fast-break'lerde koşmaya bile kalkışmadı Maric akıllıca davranarak. Onu da kullanma saikiyle oyunun temposu yavaşlamaya başlayınca oyuna akıl koyma ihtiyacı hasıl oldu ancak başlangıç stratejisinin altında yatan neden doğrultusunda oyuna akıl koyacak bir oyuncusu yok Galatasaray Liv Hospital'ın. Dolayısıyla topa mutlaka biri hükmedecek ancak zeka merkezi olabilmesi imkan dışı olacaktı. Nitekim topa hakim olmaya başlayan oyuncu Justin Carter oldu. Geldiğinden bu yana savunmada ve hücumda yaptıklarıyla takıma ciddi katkılar sağladı ancak oyuna yön verme işi ona kalırsa verimli olmaması kaçınılmaz olur. Nitekim Carter yönetimindeki oyunda özellikle ikinci yarıda istediği topları hemen hiç alamayan Young gözle görülür tepkiler gösterdi. Koşmadı savunmaya örneğin. Böyle bir maçta kaçınılması gereken ilk ruh haline girdi. Halbuki böylesine yüksek bir tempo varken mümkün olduğunca Ergin Ataman'ı Maric'e mecbur bırakmamak gerekirdi ancak Young, Carter'ın hakimiyetine geçen oyunda hücumda bekledikleri olmayınca savunmada saldı kendini.

Sezar'ın hakkı Sezar'a. Plan doğru, strateji doğru ancak Ender Arslan ve Carlos Arroyo gibi iki eksikle çıkılan ve bu kadar yüksek tempoyu oynarken 37 yaşındaki Kerem Gönlüm(ki kısa süreli periyotlarda bu tarzı hâla çok iyi oynar) ve Aleks Maric'e maç genelinde mecbur kalınca bazı şeylerin de stratejiden, plandan bağımsız iyi gitmesi gerekiyor. Örneğin ALBA Berlin'in şut yüzdesinin Galatasary Liv Hospital'ın oyun planının işlerliği açısından büyük önemi vardı. Zira kaçan her şut Galatasaray için hızlı hücum fırsatı demekti. Ama öyle olmadı. 10/20 üçlük, 20/35 ikilik attı ALBA Berlin. İkinci periyotla birlikte çok yüksek bir şut ritmi tutturdular. Bu da Galatasaray'ın oyununun zorunlu olarak yavaşlaması sonucunu ortaya çıkardı çünkü isabet bulan her şutun ardından savunmada yerini rahat aldı ALBA Berlin.  Maç genelinde bire birleri ciddi anlamda zorlayan Reggie Redding de 8 şutundan sadece 2 kez sonuç alamadı ve 16 sayı attı. Serbest atış da dahil olmak üzere potaya gönderdikleri toplardan hep istediklerini aldı ALBA Berlin. Galatasaray Liv Hospital'da ise takımın önemli şutörlerinden Martynas Pocius 4 üçlük atışının birinden isabet buldu. 11/17 ile serbest atış attı Galatasaray. Rakibi 18 kez top kaybına zorlayıp bunlardan kolay skorlar bulmayı başarırken 17 top kaybı da kendi yaptı. ALBA Berlin 21, Galatasaray Liv Hospital oyun stratejisinin etkisi de olsa 12 asist yaptı. Dolayısıyla hem kendi içindeki şartlar ,seyirci de dahil olmak üzere, hem de kendinden bağımsız gelişen şartlar hiç istediği gibi olmadı Ergin Ataman'ın. Dolayısıyla çok kritik bir hedef maçı kaybedildi.